Untitled Document
Untitled Document
Untitled Document
Site İçi Arama
 
Untitled Document
 
 
 
anal fissür
bebeklerde pişik
boyun fıtığı
İBS
kabızlık
Kadınlarda Mantar Enfeksiyonu
Kadınlarda Vajinal Akıntı
site haritası

 

 

Astım ve Allerji Hakkında

Untitled Document

 

yaklasansaat.com
 
 

 

 

Kedi-Köpek Bakımı, Çocukların Bağışıklık Sistemini Güçlendiriyor

ABD'li uzmanlar araştırdı: Köpeklerle büyüyen çocukların bağışıklık sistemi güçleniyor. Üst solunum enfeksiyonlarını daha kolay yeniyorlar.

HAYVAN DENEYLERİ GÖSTERDİ
Bilindiği üzere evde bulunan tozlar çocukların astım hastalığına yakalanma riskini artırıyor. Ancak Kaliforniya Üniversitesi'nin yaptığı araştırma, evcil hayvanlarının astım hastalığı üzerindeki yararlı etkilerini kanıtladı. Araştırma ekibinin başkanı moleküler biyolojist Prof. Dr. Kei Fujimura şu bilgileri verdi: "Biz bu çalışmada bebeklerde sık bulunan RSV enfeksiyonunu inceledik. İki kobay fareden birine köpek beslenen evden tozla alınan RSV virüsü verildi. Diğerine ise köpek beslenmeyen evden aynı virüs enjekte edildi. Sonuçta, köpeğin bulunduğu evden virüsü alan fare hastalığı kolayca atlattı ve vücudu RSV virüsüne karşı savunma mekânizması geliştirdi." Kobay fare ve kedilerde bu virüs, bebeklerle aynı doğrultuda burun akıntısına, solunum yolu iltihabına yol açıyordu. Bu çalışma, doğal yollarla solunum hastalıklarına karşı koruma geliştirme ve mikrobiyal türleri belirleme yolunda atılmış ilk adım olarak görülüyor.

'ASTIM VE ALERJİYE ETKİLİ'
Türk hekimleri de araştırma sonuçlarıyla parelel görüş beyan ediyor.

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta: Sadece köpek değil kediler için de geçerli. Doğduğu günden itibaren evlerinde kedi-köpek beslenen çocuklarda astım ve alerji daha az görülüyor. Annenin hamileliğini köyde, çiftlik evlerinde geçirmesi veya evde köpek beslenmesi bebeğin bağışıklığını daha anne karnındayken kuvvetlendiriyor. Zaten çocukların bu kadar sık hastalanmalarının nedenleri bağışıklık sistemlerinin kuvvetli olmaması. Bu hayvanlardaki bazı mikroplar çocuğun bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor.

Prof. Dr. Hilal Mocan: RSV virüsü üç aydan küçük bebeklerde görülüyor. Çalışmada, "Bu virüs, bebek köpekli bir evdeyken alınırsa astım riski azalır" deniliyor. Doğru olabilir ama daha detaylı birkaç çalışma yapılarak kanıtlanması lazım.

Prof. Dr. Tamer Dodurka: Çocuklu evlerde köpek beslenmesini kesinlikle destekliyorum. Burada duygusal bir bağ var. Bir de alerjiyle erken yaşta karşılaşma vücudu uyarıyor. Bir araştırmaya göre de, evlerinde köpek besleyenlerin mide-bağırsak hastalıklarına yakalanma oranı beslemeyenlere göre yüzde 30 daha az.

sabah, 07/07/2012

Az enfeksiyon geçiren çocuklar alerjiye yatkın

Alerji, gelişen tedavi yöntemlerine rağmen hastalığa yatkın kişileri ölüme götürecek kadar ciddi sonuçlara sebep olabiliyor. Uzmanlar, çocukların bağışıklık sisteminin gelişiminin, allerjen maddelere verilen tepkilerin belirlenmesinde önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Dünyaya alerjiye yatkın olarak gelen çocuklar, geçirdikleri enfeksiyonlar sayesinde mikrop ve virüslerle mücadele etmeyi öğreniyor. Bağışıklık sistemi bu enfeksiyonlar sayesinde güçleniyor. Buna karşılık, çok temiz ortamlarda büyüyen, çok az enfeksiyon geçiren ve çok sık antibiyotik verilen çocuklar, yeteri kadar mikropla karşılaşmadığından, alerjiye daha yatkın oluyorlar.

"İnsanlar her maddeye karşı alerjik olabilirlerse de, allerjenlerin çoğu organik kökenli maddeler ve normalde zararsız olan, her gün karşılaştığımız, temas ettiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz şeylerdir." diyen Bursa Prof. Türkan Akyol Göğüs Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Burhanettin Alkan, yumurta, süt, fındık, balık gibi besinler; takılar, tozlar, polenler, aspirin, penisilin gibi can kurtaran ilaçların da alerjiye neden olabildiğini söyledi. Doğuştan, genetik olarak alerjiye yatkın olanlara 'atopik kişi' dendiğini belirten Alkan, "Atopik kişilerde alerjik hastalığın ortaya çıkmasında, örneğin astım belirtileri görülmeye başlanmasında çevresel faktörlerin çok önemli bir etkisi vardır. Nitekim genetik yapıları aynı olan tek yumurta ikizlerinin sadece yüzde 25'inde aynı alerjik hastalık bulunur. Alerji yalnız kalıtsal faktörlerin etkisiyle ortaya çıkıyor olsaydı, her iki çocuğun da aynı alerjik hastalığa sahip olması gerekirdi." şeklinde konuştu.

Alerjik hastalıkların ortaya çıkması için atopik özelliğe sahip kişinin belirli bir süre allerjenlerle temas etmesi gerektiğini anlatan Dr. Alkan, bu duyarlılık kazanma süresinin birkaç haftadan birkaç yıla kadar değişebildiğini kaydetti. Bir araştırmada, rahimle ilgili komplikasyonları olan annelerin bebeklerinde astım ve alerjik nezle riski yüksek bulunduğunu hatırlatan Alkan şöyle devam etti: "Fakat gebelikle ilgili komplikasyonları olan annelerin bebeklerinde böyle bir durum saptanmamış. Annenin uzun süreli stresinin, bebeğin gelişmekte olan bağışıklık sistemini etkileyebileceği ve bu şekilde de astım ve atopi riskini arttırabileceği de ileri sürülmüş. Prematüre bebeklerde astım riski 4 kez daha fazla. Bazı araştırmalarda, prematüriteden bağımsız olarak, düşük doğum tartısının da astım riskini artırdığı saptanmış. Anne ve babaları sigara içen çocuklarda hırıltılı solunum, alt solunum yolları enfeksiyonları ve astım, evlerinde sigara içilmeyen çocuklara göre, özellikle hayatın ilk yıllarında çok daha fazla görülür. Annenin sigara içmesi, yaşamın ilk yılında ortaya çıkan astım için bir risk faktörüdür. Bu risk, annenin alerjik hastalığı olması durumunda 4 kat fazla olur. Bağışıklık sisteminin tam olarak gelişebilmesinde, 1 yaşından önce geçirilen enfeksiyonların büyük önemi vardır."

Dünyaya alerjiye yatkın olarak gelen çocukların, geçirdikleri enfeksiyonlar sayesinde mikrop ve virüslerle mücadele etmeyi öğrendiğine dikkat çeken Dr. Alkan, bağışıklık sisteminin bu enfeksiyonlar sayesinde güçlendiğini söyledi. Buna karşılık, çok temiz ortamlarda büyüyen, çok az enfeksiyon geçiren ve çok sık antibiyotik verilen çocukların, yeteri kadar mikropla karşılaşmadığından, alerjiye daha yatkın olduklarını belirten Alkan, "Gerçekten de, çok çocuklu ailelerde ve erken yaşta yuvaya gönderilen çocuklarda astım ve alerjik hastalıkların daha az görülmesi, bu çocukların daha çok enfeksiyon geçirmeleriyle açıklanır. Buna karşılık az çocuklu ailelerde ve topluma fazla girmeyen ve daha az mikropla karşılaşan çocuklarda astım riski de yüksek. Çocukluk çağında çok sık antibiyotik kullanılması astım riskini artırıyor. Çocuğunuzun boğazı ağrıyor, ateşi var, burnu akıyor diye üzülmeyin ve de hemen antibiyotiklere sarılmayın. Çocuğunuzu erken yaşta yuvaya gönderin. Astım ve alerjiler, köy, çiftlik gibi ortamlarda büyüyen çocuklarda ve hatta gebeliklerini bu tür yerlerde geçiren kadınların bebeklerinde de daha az görülür. Bu gibi yerlerde kedi, köpek ve diğer çiftlik hayvanları ile iç içe büyüyen çocuklar daha fazla mikropla karşılaştıkları için, bağışıklık sistemleri daha güçlü olur ve alerjiye yatkınlıkları da azalır." dedi.

Kaynak: Cihan Haber Ajansı

2015’te 2 Kişiden Biri Alerjiye Yakalanabilir

85 ülkeden 8 binden fazla uzmanın katıldığı Avrupa Alerji Kongresi İstanbul’da toplandı. Prof. Ayfer Tuncer, Türkiye’de her 100 erişkinden 3-5’inde, 100 çocuktan da 5-10’unda astım bulunduğuna dikkat çekiyor

Çevresel etkenlerin ve beslenme alışkanlıklarının değişmesiyle artan alerjik hastalıkların 2015’te  her iki kişiden birini etkileyeceği bildirildi. 

Kongre öncesi  açıklanan verilere göre alerji, en çok 0 - 5 yaş çocukları etkiliyor. Avrupa Birliği Küresel Sağlık Durum Raporu’na göre Avrupa’da 10 yaşından küçük her 4 çocuktan biri alerjik hastalıklardan etkileniyor. 0-5 yaş arasındaki çocuklarda alerjik hastalık görülme oranı son 10 yılda 2 katına çıktı ve şiddetli anafilaktik tepkiler yüzünden acil servise başvuranların sayısı 7 kat arttı.
WHO verilerine göre dünyada 300 milyon kişi astımdan etkileniyor, her yıl 250 binden fazla kişi astıma bağlı olarak hayatını kaybediyor. Yapılan araştırmalarsa Avrupa genelinde alerjiden kaynaklanan performans düşüklüğü ve hastalıkların ekonomiye getirdiği yükün 25 milyar euroyu bulduğunu ortaya koyuyor.

Yaşam kalitesini azaltıyor
Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkanı Prof. Ayfer Tuncer, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de alerjik hastalıkların artış gösterdiğini söyledi. Halen dünyada 300 milyon kişinin astımlı olduğunu anlatan Tuncer, “Türkiye’de her 100 erişkinden 3-5’inde ve 100 çocuktan 5-10’unda astım bulunuyor. Buna göre toplam 4 milyon kişinin astımlı olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.
Türkiye’nin coğrafi konum olarak alerjik hastalıklar yönünden riskli bir bölge olduğunu belirten Prof. Tuncer, allerjik hastalıkların çok ölümcül olmamakla birlikte yaşam kalitesini azaltan, iş ve okula devamsızlık gibi sonuçlarıyla ekonomik yükü artıran hastalıklar olduğunu vurguladı.
Toplantıya EAACI’a yeni dönem başkanı olarak seçilen İsviçre Astım ve Alerji Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Cezmi Akdiş de katıldı. Toplantıda genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) alerjik hastalıkları artırıp artırmadığı yönündeki soruya şöyle yanıt verdi:

Alerji şehirleşmeyle artıyor
Gıdalardaki katkı maddeleri, kullanılan deterjanlar alerjik hastalıkları artırıyor. Alerjik hastalıklara kırsal kesimde çok az rastlanıyor. Şehirleşme arttıkça alerjik hastalıklar da artıyor. Hijyen hipotezine göre ‘enfeksiyon hastalıkları azaldıkça alerjik hastalıklar artıyor’ deniliyor.”
Kongre Bilimsel Komite Başkanı Prof. Sevim Bavbek de, “Genetik yapımız değişmedi ancak değişen koşullar, modern yaşam etmenleri alerjik hastalıkları artırdı. Değişen yaşam koşullarının bağışıklık sistemimiz üzerinde oluşturduğu bazı değişiklikler üzerinde duruluyor” dedi. 

Avrupa’da en fazla taze meyve-sebze alerjisi görülüyor 
- Astım ve saman nezlesi: Küresel ölçüde artıyor. Batı Avrupa’da son 10 yılda astım vakaları iki katına çıktı.
-  Allerjik nezle: Dünya nüfusunun yüzde 10 - 30’unu etkiliyor.
-  Atopik egzema: Çocukların yüzde 10 - 15’inde, yetişkinlerin yüzde 5 - 8’inde görülüyor.
-  İlaç alerjisi: Genel nüfusun yüzde 7’sinden fazlasını etkiliyor. Toplumun yaşlanması nedeniyle ilaç kullanımının arttığı, ilaçlara aşırı duyarlılık sorununda artış görüldüğü tahmin ediliyor.
-  Gıda alerjisi: Avrupa’da 17 milyon kişide görülüyor. 3.5 milyonu 25 yaşından küçük. Alerji hastaların yüzde 60’tan fazlası kadın.
-  Avrupa’da en fazla gıda, taze meyve ve sebze alerjisi görülürken, Anglo-Sakson ülkelerde ceviz, fındık, fıstık, Kuzey Avrupa ve İskandinavya’da kabuklu deniz hayvanları, balık ve morinalara olan alerji türleri daha yoğun.

milliyet, 11/06/2011

Bahar Alerjisine Şifalı Bitkiler

Bahar aylarının gelmesiyle birlikte birçok insanın şikayet ettiği bahar alerjisi, burun akıntısı, solunum yollarındaki rahatsızlıklar, astım ve alerjiye bağlı kaşıntının papatya, andız bitkisi, civanperçemi, huş ağacı ve kırlangıç otu gibi bitkisel yollarla tedavi edilebileceği belirtildi.

Iğdır Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi ve ''Şifalı Bitkiler'' kitabı yazarı Prof. Dr. Yusuf Zeynelov, bahar alerjilerinin ağaç ve bitkilerden yayılan polenlere bağlı olarak meydana geldiğini, ancak asıl nedenlerinden birinin de vücuttaki vitamin yetersizliğinden kaynaklandığını belirtti.

Zeynelov, yaz aylarında tüketilen taze meyve ve sebzenin kışın bulunmaması nedeniyle insanların bünyelerinin zayıfladığını dile getirdi.

Vitamin yetersizliğinin vücuttaki bağışıklık sisteminin zayıflamasına, bunun da alerjik hastalıkların daha kolay yerleşmesine neden olduğunu kaydeden Zeynelov, polenin ise ağaç ve bitkilerin yanı sıra evdeki halı, yorgan, yastık gibi yünlü bir çok malzemede bulunabileceğini söyledi.

Zeynelov, Türkiye'nin bir çok yerinde bulunabilen andız bitkisinin alerjik hastalıklara en iyi gelen bitki olduğunu söyledi.

Andız bitkisinin kökünün ve çiçeğinin tedavi için kullanılabildiğini belirten Zeynelov, ayrıca papatyanın da iyi bir antibiyotik olması dolayısıyla vücuttaki mikroorganizmaların canlandırılması amacıyla her zaman kullanılabileceğini ifade etti.

Zeynelov, civanperçemi otu olarak bilinen bitkinin Türkiye'de yaklaşık 80 çeşidinin bulunduğunu, Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan 16 çeşit civanperçemi otundan ancak 7 çeşidinin tedavi amacıyla kullanılabildiğini ve bu bitkinin de alerjik hastalıklar için çok faydalı olduğunu söyledi.

Alerji tedavisinde huş ağacının tomurcuk ve yapraklarının da kullanıldığını anlatan Zeynelov, huş ağacının tomurcuklarının mutlaka Nisan ayında toplanması ve hemen tüketilmesi gerektiğini bildirdi.

Alerjik hastalıklarla ortaya çıkan kaşıntı ve sivilce sorununun da doğal çözümü olduğunu kaydeden Zeynelov, bu hastalık için de kırlangıç otunu önerdi.

Bahar aylarında bol miktarda bulunan Kırlangıç otundan alınan sütün direk sivilcelere uygulanmasıyla rahatsızlığın bir kaç saat içinde geçtiğini ileri süren Zeynelov, kırlangıç otunun yapraklarının kaynatılarak bir bezle vücuda uygulanmasıyla da hastaların şifa bulacağını belirtti.

''BİTKİLERİ TAZE TÜKETİN''

Kendisinin sadece eğitim öğretim hayatı değil, çocukluğundan bu yana bitkilerle uğraştığını ve ''bu işe ömrünü verdiğini'' söyleyen Doç. Dr. Zeynelov, bitkisel tedavi de en önemli konunun bitkilerin taze ve zamanında toplanması olduğunu vurguladı.

''Her bitkinin bir zamanı vardır ve bu bitkiler zamanına göre hastalıklara şifa olabilir'' diyen Zeynelov, zamanında toplanmayan, zamansız kurutulan bitkilerin de faydası olabileceğini ancak zamanında toplanan bitkiye göre faydasının çok az olacağına dikkati çekti.

Zeynelov, bitkilerin kurutulacaksa da en iyi zamanında toplanarak kurutulması gerektiğini bildirdi.

''KABALAK KABIZLIĞA, KIZILAĞAÇ ŞEKERE İYİ GELİR''

''Şifalı Bitkiler'' adıyla bir de kitap yazan Prof. Dr. Yusuf Zeynelov, bitkilerin en az 10 yıl denendikten sonra faydalarıyla ilgili bilgi verebildiğini belirterek, bazı bitkilerin faydalarını şöyle sıraladı:

Kabalak (Deve Tabanı): Astım hastalıklarının yanı sıra mide ve bağırsaktaki kabızlık sorununa iyi geliyor. İçinde yoğun kobalt maddesi bulunduğu için saçın beyazlanmasında da kullanılıyor. Kökü ve sürgünleri kullanılan bitkinin kökü mart aylarında sürgünleri ise Haziran'a kadar tüketilebiliyor. İlk bu bitkiyi yiyenlerin kökünü direk yememeleri, yoğurtla birlikte yenmesi tavsiye ediliyor. Kanser hastalığını önceden engelleyen en güçlü bitkilerden biri olarak biliniyor.

Kızılağaç: Şeker hastalığına iyi geliyor.

Isırgan otu: Antibiyotik özelliği var, ancak faydalı olması için zamanında toplamak ve kurutmak çok önemli. İltihap sökücü yönü de bulunan otun bağırsakları rahatlatıcı, kanseri sakinleştirici etkilerinin de olduğu ifade ediliyor. Bruselloz hastalığına yüzde 70 oranında şifa olduğunu söyleyen Zeynelov, kendisine gelen her 10 hastadan 7'sini ısırgan otuyla tedavi ettiğini belirtiyor. Isırgan otu ayrıca saç dökülmesinin önüne geçmek için de kilit önemde...

Çakşır: Cinsel gücü artırıcı özelliğiyle tanınıyor. Nisan ayında çıkan çakşırın kan hareketini hızlandırıcı ve damar tıkanıklığını önleyici etkileri de olduğu bildiriliyor.

Kaz ayağı (tere): Mayıs ayında toplanması gereken bu bitkinin, mayıs ayı dışında toplanması halinde hiç bir faydasının olmayacağı belirtiliyor. Şekeri önleyen ve kandaki şeker oranını düşürdüğü belirtiliyor.

Kekik: Hem kokusu hem de verdiği lezzet nedeniyle yemeklerde tercih edilen bu bitki, bağırsak ve midenin rahatlaması için önemli. Kekiğin kesinlikle tam çiçek açtığı zaman toplanması gerekiyor.

Gileburu: Hemeroid hastalığına iyi geliyor. Özellikle Nisan ayında toplanması ve kurutulması gerekiyor.

Prof. Dr. Zeynelov, zamanında toplanmış bu bitkinin 3-5 gün içinde hemeroid hastalığını kesin tedavi ettiğini belirtti.

iyilikgüzellik, 13/04/2011

Dünya Astım Gününde: Astımlılarda Yapılan Yanlışlar

Artık neredeyse her hastalığın, her sağlık probleminin bir günü ya da haftası var.

Bu güzel bahar gününde pek çok yerde toplantılar, konuşmalar, televizyon programları yapılacak; gazetelerde, dergilerde yazılar çıkacak. Yıllardan beri astımlı hastalarla uğraşan, onları tedavi eden bir hekim olarak bugün için benim de söyleyeceklerim var. Dünya Astım Günü’ ne 'temiz bir kalp' ile bakanlar, insanların bu tür özel günlerde bir hastalık konusunda bilgilendirilmesinin hiç de kötü bir şey olmadığını düşünebilirler ama böyle günlerin kapitalist ekonominin vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu çoğu kimse bilmez.

Ben Dünya Astım Gününü hastalarımı ve ilaç endüstrinin oyunlarının farkında olmayan veya oldukları halde seslerini çıkarmayan meslektaşlarımı uyarmak için kullanıyor ve bu bakımdan çok da faydalı buluyorum.

Astım korkulacak bir hastalık değildir. Her geçen gün hayatları astımdan değil, onun yarattığı korkulardan dolayı zindan olan pek çok hasta görüyorum. Zamanımın önemli bir kısmını “tedavi değil teselli” alıyor.

Astımın korkulacak bir hastalık olmadığını ve tedavisi astım kadar yüz güldürücü olan çok az hastalık olduğunu tekrarlayıp duruyorum. Hastalar ve özellikle astımlı çocukların anneleri şaşkın şaşkın yüzme bakıyorlar şaka mı yapıyorum diye. Hastalarıma astımlıların doktor kontrolü altında olmaları, sigara içmemeleri ve içilen ortamlarda bulunmamaları, beslenmelerine dikkat etmeleri, spor yapmaları ve düzenli bir hayatları olmaları dolayısıyla daha uzun ve sağlıklı yaşadıklarını hatırlatıyorum.

Astım klinik bir teşhistir

Astım hastanın dikkatle dinlenmesi, sorgulanması ve ayrıntılı muayenesi ile teşhis edilen bir hastalıktır. Bazı hastalarda –o da başka hastalıkları dışlamak için- bir takım tetkikler yapılması gerekebilir.

Bir kişinin astım olduğunu kanıtlayan ne özel bir kan tahlili, ne alerji testi, ne röntgen ne tomografi vardır ama görüyorum ki envai çeşit tetkik yapmadan astım teşhisi koyan hekim kalmadı.

Astım teşhisi için yapılan tetkikler çoğu zaman hastanın canını ve cüzdanını yakmaktan başka bir işe yaramıyor.

Astım ilaçları kullananların çoğu astımlı değil.

Son senelerde gereksiz ilaç tedavisi akıl almaz boyutlara erişti. Birkaç defa öksürene, nefesim daralıyor, içim sıkılıyor diyene hemen astım teşhisi konup astım ilaçları peynir-ekmek gibi yazılıyor.

Sürekli ilaç kullanması gerekir diye rapor verilenlerin çoğu hayat tarzında yapılacak bazı düzenlemeler ile ilaca gerek kalmadan iyi olabilecek hastalar. Hatta içlerinde astımla uzaktan yakından ilgisi olmayanlar bile var.

Neredeyse her gün, nefesi daraldığı zaman kullanması için Ventolin fısfıs yazılan panik atak hastası görüyorum.

Bu hastalara “İlaç kullanmanıza gerek yok. Şunlara şunlara dikkat edin; şunları şunları yapın, yeterli” dediğimde şaşırıyorlar:

”Nasıl olur Hocam? Doktorumuz bize bu ilaçları ömür boyu kullanmasanız tıkanıp kalır ölürsünüz demişti” diyorlar.

Astımlılarda yapılan yanlışlar

Astım ömür boyu devam eden bir hastalıktır ama bu her hastanın hayatı boyunca ilaç kullanacağı manasına gelmez.

Astımlıların en az üçte birinde “ilaç bile kullanmadan” tam kontrol sağlamak mümkündür. Çocukluk çağında başlayan astımın hastaların yarısından fazlasında buluğ çağından sonra kendiliğinden iyileştiğini de eklemek isterim.

Hastaların yüzde 50-60’ ında ise sadece sprey kortizon yeterli olmasına karşılık astım teşhisi konanların neredeyse tümüne kortizonla beraber uzun tesirli nefes açıcı (UTNA) ihtiva eden ilaçlar yazılması artık rutin oldu.

Uzun tesirli nefes açıcı ilaçların (UTNA) astımlıların ancak yüzde 10 kadarında gerekli olduğunu ama buna aldırış eden kimsenin kalmadığını, UTNA’ ların çok pahalı ilaçlar olduğunu da hatırlatmak isterim.

İş ekonomik kayıpla bitse ona da razıyım. UTNA’ ların gerçek manada ihtiyacı olmayan kişilere -özellikle küçük çocuklar ve başka ilaç kullananlara da- yazılması sağlık bakımından çok zararlı olabilir. Gereksiz UTNA kullanımının astımın ağırlaşmasına ve astımdan ölümlere yol açtığı biliniyor.

UTNA: Bu ilaçlardaki etken maddeler formoterol ve salmeterol’ dur.

Artık UTNA da kesmiyor

Astımın çok iyi tedaviye çok iyi cevap veren bir hastalık olmasına rağmen hastaların ancak yüzde 1 kadarının tam olarak tedavi edilebildiklerini gösteren “müthiş araştırmaların” sebebi hastalara daha fazla ilaç yazılmasına zemin hazırlamaktır.

Kortizon + UTNA’ yı çoğu hastada gereksiz bulurken meğerse bu daha iyi günlerimiz de haberimiz yokmuş. Şimdi bu muhteşem ikiliye bir de anti-lökotrien ilaç ekleme modası çıktı.

Artık her astımlıya hatta bazen öksürene, sözde nefesi tıkanana kortizon + UTNA + anti-lökotrien yazılıyor.

Anti-lökotrien ilaçların da ancak özel durumlarda denenebileceği ve sınırlı sayıda hastada işe yarayabileceği kanaatindeyim.

Gelelim neticeye

Dünya Astım Gününün ilaç endüstrisinin pazarlama araçlarından biri olduğunu unutmayın. Dünya Astım Gününü kutlayalım kutlamasına, ama ticari amaçlar için kullanılmasına karşı uyanık olalım. En önemlisi, de aman doktorlar ve hastalar olarak konu mankeni durumuna düşmeyelim.

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

iyibilgi, 02/05/2011

Çikolata, Astım İçin Gizli Tehlike

Astım ile doğrudan ilişkisi olan ve astım ataklarını artırdığı bilinen reflü hastalığının beslenme ile doğrudan bağlantısı bulunuyor.
Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, çocuk astım hastalarının%60'ında gizli reflü olduğunu ifade ediyor. Nuhoğlu, midede asit salgısını artırarak ve mide başını gevşeterek reflüyü artıran gıdaların başında çikolata ve kakaolu yiyecekler olduğuna dikkat çekiyor. Astımlı çocuk hastalarda çikolata vb. kakaolu gıdalar gizli bir tehlike oluşturuyor. Nuhoğlu, reflü hastalığının yetişkinlerde midede yanma, göğüs ağrısı ve ağza acı su gelmesi şeklinde belirti gösterdiğini aktarıyor.

zaman, 23/04/2011

Alerjiler Neden Artıyor?

İngiltere'de tıp çevreleri alerjilerin sayısının giderek arttığında hemfikir.

2007 yılında yayımlanan bir araştırma, gıda alerjisi teşhisiyle hastaneye yatırılanların sayısının 1990 yılından bu yana yüzde 500 arttığını gösteriyor.

Saman alerjisi, astım ve egzama vakaları da son 30 yıldır artmakta.

İngiltere Alerji Derneği Allergy UK'e göre bu da her üç kişiden birinin hayatının bir döneminde alerjik belirtiler gösterdiği anlamına geliyor.

Bu durum, İngiltere'de ulusal sağlık yetkililerini çocuklarda alerjilerle nasıl mücadele edileceğine ilişkin yeni bir kılavuz yayımlamaya yöneltti.

Çocuklarda en sık görülen gıda alerjileri inek sütüne, balık ve deniz ürünlerine, tavuk yumurtasına, soya, fıstık, buğday ve kivi meyvesine oluyor.

Vücudun alerjik reaksiyonu ise çeşitli; kimi zaman hapşırma kimi zaman deride kabarma şeklinde oluyor ama alerjiye yol açan madde, kimilerinde de hayatı tehdit edecek şekilde sonuçlanabiliyor.

Peki alerji vakaları neden artıyor?

İngiltere'de St Guys and St Thomas's Hastanesinden Doktor Adam Fox, bunun basit bir yanıtı olmadığı görüşünde.

Fox, "Bir çok teori var ama ne yazık ki çoğunda boşluklar var o nedenle sebebini tam anlamıyla bilemiyoruz" diye konuştu.

Lordlar Kamarası Bilim ve Teknoloji Komisyonu, 2007'de bulgulara ilişki bir değerlendirme yayımlamıştı.

Bu değerlendirmede çeşitli teorilere yer verildi.

Bunlardan biri hijyen teorisi; insanların çok daha temiz ortamlarda yaşamaları, bağışıklık sistemlerinin zayıflamasına neden oluyor.

Bir diğeri annenin beslenme düzeni; hamilelik ve emzirme dönemlerinde annenin beslenme düzeninin, bebekte alerjilere karşı önemli bir koruma sağlayacağı düşünülüyor.

Komisyon, bireylerin alerjik oldukları maddeye yüksek dozda maruz bırakılarak alerjisinin üstesinden gelinebileceği yolunda da görüş belirtti.

Değerlendirmede ayrıca hava kirliliğinin de alerjileri artırdığı görüşü dile getiriliyor.

bbc, 25/02/2011

Astım ve Alerjiye Güneş İyi Geliyor

HARVARD Üniversitesi'nden bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre, bol bol güneşe çıkan insanlar, astım ve alerji gibi reaksiyonlara yakalanmaktan yarı yarıya oranında korunuyor.

Bu nedenle uzmanlar insanların evde ve arabada oturmak yerine güneşte yürüyüşe çıkmalarını tavsiye ediyor.

Uzmanlar özellikle astım hastalığının erken yaşlarda güneşe çok çıkmayan çocuklarda görüldüğünü söyledi.

Yeterli D vitamini alan çocukların astıma yakalanma riski yüzde 40 oranında az oluyor.

akşam, 29/11/2007

Antibiyotik Astım Riskini Arttırıyor

Kanadalı bir grup araştırmacıya göre,
bebeklere 1 yaşından önce antibiyotik verilmesi, 7 yaşına geldiklerinde astım hastalığına yakalanmaları riskini artırıyor.

1 yaş altı bebeklere genellikle bronşit ve zatürree gibi alt solunum yolları enfeksiyonları veya kulak ve sinüs enfeksiyonlarında antibiyotik veriliyor.

McGill ve Manitoba üniversitelerinin araştırmasında 13 bin 116 çocuk doğumlarından 7 yaşına gelinceye kadar incelendi. Sonuçlar, Chest dergisinde yayımlandı. Çalışma sonucunda, 1 yaşından önce antibiyotiğe maruz kalmış bebeklerin 7 yaş itibariyle astıma yakalanma risklerinin yüksek olduğu gözlendi.

Bebeğin 1 yaşına gelmesinden önce köpeklerle temas etmesi, temas etmemesine göre daha az astım riski oluşturduğu da gözlendi. Bunun nedeni, köpekteki bazı mikropların küçük yaşta bebeğin bağışıklık sistemini uyarması ve çocuğun bu mikroplara karşı bağışıklık kazanması.

milliyet, 21/10/2007

Polen Varsa Camları Kapatın

Güzel bahar günlerini kabusa çeviren polenler bugünlerde havada
uçuşuyor ve alerjisi olanları sıkıntıya sokuyor. Her yıl yaşadığı kabustan
bu yıl korunmak isteyenlere Memorial Hastanesi'nden İlkay Keskinel, şu önerilerde bulunuyor:

Araba ve evlerin pencerelerini kapalı tutun. Polenler daha çok sabah saat 05.00-10.00 arasında yayıldıklarından, evi öğleden sonra havalandırın. Açık havada spor yapmayı bir süre erteleyin. Dışarı çıktığınızda mümkünse polen maskesi kullanın, güneş gözlükleri takın.

Dışarıdan eve gelindiğinde hemen giysilerinizi değiştirin ve yıkayın; ancak üzerlerine polen yapışabileceğinden çamaşırları dışarıda kurutmayın. Eve gelir gelmez banyo yapın. Ev içi hava temizleyiciler, eve giren polenlerin ortadan kaldırılmasında kullanılabilir. Evcil hayvanları yatak odasına sokmayın. Bu hayvanlar dışarıda gezdiklerinde tüylerine yapışan polenler nedeniyle alerjinizi tetikleyebilir. Toz, sigara dumanı, boya kokusu ve parfümden uzak durun."

hürriyet, 14/05/2007

Elma; Bebeği Astımdan Koruyor

Hamilelik sırasında annenin yediği elmanın, bebeği astımdan koruyabildiği belirlendi. Hamilelik sırasında balık yemenin, çocuklarda egzamaya yakalanma olasılığını azalttığı da tesbit edildi.

Hollandalı ve İskoç bilim adamlarının yaptığı araştırma çerçevesinde,

yaklaşık 2 bin hamile kadının beslenme biçimleri izlendi ve 1253 bebeğin akciğer işlevleri kontrol edildi.

Utrecht Üniversitesiínden S. M. Willers'ın yazarlığını yaptığı araştırmada, 5 yaşlarına geldiklerinde 145 çocuğun astıma yakalandığı görüldü.

Thorax dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, annelerin gebelikleri sırasında tükettikleri yiyeceklerden çocukların astıma yakalanmasında koruyucu etkiye sahip tek gıdanın elma olduğu tespit edildi.

Anneleri haftada 4'den fazla elma yiyen çocukların astıma yakalanma riskinin, haftada hiç ya da bir elma yiyen annelerin çocuklarından yüzde 53 daha az olduğu gözlendi.

Araştırma ayrıca, hamilelik sırasında balık yemenin, çocuklarda egzamaya yakalanma olasılığını azalttığını gösterdi. Haftada bir kez ya da daha fazla balık tüketen gebelerin çocuklarında, diğerleriyle kıyaslandığında egzama riskinin yüzde 43 daha az olduğu belirtildi.

EUROPEAN Respiratory Dergisi'nde de yayınlanan araştırmaya göre, elma suyu içmek astım hastalığının gelişme riskini azaltıyor. Ulusal Kalp ve Akciğer Sağlığı Enstitüsü'ndeki uzmanlardan Profesör Peter Burney, astımın artma nedeni olarak, sağlıklı ve doğal ürünlerin yenmemesini görüyor.

haber7, 27/04/2007


Astıma; Damla Sakızlı Zeytinyağı

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, Astımı iyileştiren damlasakızı formülünü değerlendirdi.

SİGARA VE HAVA KİRLİLİĞİ TETİKLER

Astım, havayollarının aşırı hassasiyetinden kaynaklanan ve krizler halinde ortaya çıkan, öksürük, nefes darlığı ve hırıltı yapan bir solunum yolu hastalığı. Alerjik ve alerjik olmayan şeklinde iki tipi bulunan astım, erişkinlikte de görülmesine rağmen daha çok çocuklukta ortaya çıkıyor ve genellikle alerjik oluyor.

En önemli nedeni genetik yatkınlık olan hastalığın belirti vermesinde alerjen maddelerle karşılaşma, sigara ve hava kirliliği önem taşıyor.

Küçükusta, damla sakızı ve zeytinyağının bronşları açıcı ve solunumu rahatlatıcı etkisi olduğunu belirtti. Diğer yandan, hastalara adaçayı, nane ve ıhlamur ve bolca su tüketmeleri önerilir. Çünkü bunlar solunumu rahatlatan yardımcı tedavilerdir.

Çocukluk çağında başlayan astım belirtileri, hiç bir tedavi uygulanmadan ergenlik çağında, yüzde 50 oranında kendiliğinden geçer.

Damla sakızlı zeytinyağı

Mehmet Okur'un astımı yenmesini sağladığı öne sürülen "Damla sakızlı zeytinyağı" formülü ise şöyle:

"Buzdolabının buzluğunda bir süre dondurulan 50 gram damla sakızı, dövüldükten sonra bir kavanoza konuluyor. Damla sakızının üzerine, 4 parmağı aşacak şekilde 'has' zeytinyağı döküldükten sonra kapağı kapatılan kavanozdaki içerik, 8 gün kapalı bekletildikten sonra 9. gün kullanılmaya başlanıyor.

İçerikten çocuklara günde bir tatlı kaşığı, büyüklere ise bir yemek kaşığı verilir.

tvmsnbc, 02/03/2007

Astımlı Çocuklara Gülmek Sakıncalı

Avustralyalı araştırmacılar, gülmenin astımlı çocuklarda solunum farklılıkları oluşturarak,  astım nöbetine neden olabildiğini açıkladı.

New South Wales Üniversitesi'nde, hastaneye başvuran 500 astımlı çocuk üzerinde yapılan araştırmada, deneklerde saptanan astım nöbetinin 3'te 2'sinin, gülme, gıdıklanma ve neşelenme sonucu meydana geldiği belirlendi.

 Neşelenme ve gülme sonucu meydana gelen nöbetin, egzersiz veya duman etkisi sonucunda meydana gelebilen nöbetlerden daha sık görüldüğü kaydedildi.

 Bu durum özellikle çocuklarda daha sık görülüyor.  Nedeni ise kahkaha atmanın bu kişilerde solunum güçlüğüne yol açması.

Gülme sonucu nöbetin, kalıcı etki ortaya koyabildiği ve çocuklarda astım hastalığının kontrolünü güçleştirdiği kaydedildi.

Araştırmacılar, astımlı çocukların hastalığın kontrolünü güçleştirecek şekilde neşelenmekten kaçınmalarını, fakat, bunun asık suratlı dolaşmak anlamına da gelmediğini belirtti

Alerjik Hastalıklar Arttı

Alerjik hastalıklarda; değişen hayat şartları nedeniyle son 10 yılda yüzde 40 oranında artış olduğu, bu hastalıklara özellikle bahar aylarında dikkat edilmesi gerektiği bildirildi.

Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Faruk Özer, alerjik hastalıkların, şehirleşme ile hava kirliliğinin artması, fast food ve doymamış yağ asidi yüksek gıdaların tüketimiyle oluşan beslenme alışkanlıkları, ısınma sistemleri, evde kedi köpek beslemek gibi yaşam stillerindeki değişiklikler nedeniyle her yıl arttığını belirtti.

Alerjik hastalıklar içinde en önemlisi olan astım ve saman nezlesi, özellikle bahar aylarında etkisini daha çok gösteriyor. Astım ve saman nezlesini tetikleyen polen ile kedi ve köpek tüyünden uzak durulması gerekmektedir.

Bahar ayları geldiğinde bu hastalıklarla sorunu olanlar beslediği kedi ve köpeği evden uzak tutmalı, polenin en fazla görüldüğü 10.00-12.00 ve 13.00-16.00 saatleri arasında açık havada dolaşmamalı, bulunulan yerin kapı ve pencerelerini kapalı tutulmalıdır.

 


Untitled Document Untitled Document


anasayfa|bitkiler|vitaminler|mineraller|sağlıklı yaşam|haberler|ilk yardım|hastalıklar|site haritası|arama|e-mail

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.


Lokman Hekim'den Uyarı
Bu Site'nin amacı, "Giriş Yazısı" nda açıklanmıştır.Amaç ticari olmadığı gibi; tıbbi teşhis, tedavi ve reçete önermekte değildir.Aksine bu bilgilerin kullanımı, ilgili tıbbi uzmanın tavsiye ve onayını gerektirmektedir. Bu Site'yi ziyaret eden okuyucuların "Giriş Yazısı" nı dikkatle okumalarını ve bu bilgilerin kullanım sorumluluğunun kendilerine ait olduğunu unutmamalarını önemle hatırlatırız.

Untitled Document