Untitled Document
Untitled Document
Untitled Document
Site İçi Arama
 
Untitled Document
 
 
 
anal fissür
bebeklerde pişik
boyun fıtığı
İBS
kabızlık
Kadınlarda Mantar Enfeksiyonu
Kadınlarda Vajinal Akıntı
site haritası

 


Doğru ve Dengeli Beslenme

Untitled Document

 

yaklasansaat.com
 
 

 

 

İngiltere’nin beslenme üzerine uzmanlaşmış en ünlü gazetecisi, The Times gazetesinin gıda editörü ve yiyecek-içecek üzerine en önemli ödüllerden Glenfiddich’i 5 kez kazanmış olan Joanna Blythman, altın değerindeki beslenme kurallarını bilimsel gerçeklere dayanarak yazdı 

Genel inancın aksine yumurta ile tereyağının sağlıklı olduğunu ve kırmızı etin kanser riskini azalttığını söyleyen Blythman önemli olanın doğal beslenme olduğunu dile getirdi. İşte Blythman’dan bazı altın tavsiyeler: 

KIRMIZI ET FAYDALI 
Haftada 2 ila 3 gün kırmızı et yemek faydalıdır. Ancak doğal otlarla beslenen hayvanların etlerini tüketmek gerekir. Böylece et kanser riskini azaltan omega 3 yağ asitleri içerir. Kuzu ve sığır eti mineral, demir, protein ve B vitamini deposudur. 

SÜTÜ TAM YAĞLI İÇİN 
Süt vitamin, mineral ve protein deposudur. İnsanlar doymuş yağlardan uzak durmak için diyet süt içtiğinde bu vitaminlerin çoğu kaybolur. Oysa doymuş yağın kanıtlanmış zararları tartışmalıdır. 

ÜZÜM YERKEN DİKKAT! 
Üzüm böcek ilaçlarının ve kimyasalların en çok görüldüğü gıdalardan biridir. Bazı üzümlerde 11 çeşit zehir bulunabiliyor. Organik olmadığı müddetçe yememenizde fayda var. Ispanak ve kırmızı biber için de aynısı geçerlidir. 

MISIR GEVREĞİ TEHLİKESİ 
Zayıflamak için olanları bile şeker deposudur. Vitamin içerdiği söylenenlerin hemen hemen hepsindeki vitaminler sonradan eklenmiştir. Bu yapay vitaminlerin vücut tarafından ne kadar emilebildiği şüphelidir. 

TON BALIĞINDAN KAÇIN 
Bunun yerine sardalya tercih edebilirsiniz. Ton balığındaki omega 3 yağ asidi oranı sardalyada bulunandan daha azdır. Haftada 2 kez balık yemeye çalışın. 

TATLANDIRICI KİLO ALDIRIR
 
Tatlandırıcılar kilo aldırır. Çünkü vücut alınan kalorilerde tat arar. Bu nedenle de diyet kola içildiğinde halen tatlı bir şeyler yeme hissi doğar. 

PEYNİR PROTEİN DEPOSU 
Yağ ve protein deposu olan peynir kolayca doyulmasını sağlar. Yağsız sütten yapılan peynirde yağ oranı az olduğu için yeterince besleyici olmaz. 
  
YOĞURT SOFRADAKİ MUCİZE 
Mayalandığı için içerisindeki süt kolay hazmedilir. İçinde bulunan iyi bakteriler de hastalıklara karşı korur. 

YUMURTAYI EKSİK ETMEYİN
 
Kolesterol içerse de besleyici özelliği vücut için önemlidir. Ayrıca vücut kolesterole de ihtiyaç duyar. Yumurta beyin fonksiyonlarını güçlendirir, vücudun iyileşmesine yardımcı olur. 

HAFTADA 1 KEZ PATATES 
Patates C vitamini deposudur. Ancak kan şekerinin hızla yükselmesine neden olduğu için insülin salgılanmasını da artırır. Haftada birden fazla yemeyin. 

DİYETTE TEREYAĞI KULLANIN
 
Doğal doymuş yağların bulunduğu tereyağı margarinden sağlıklıdır. Diyetlerde tereyağı açlık hissini azalttığı için kullanılabilir. 

SEBZELERİ SEÇEREK YİYİN 
Kilo vermek için en iyi sebzeler yapraklı, yeşil ve toprak üstünde yetişenlerdir. Toprak altında yetişenlerde daha fazla şeker bulunur.

hürriyet, 20/03/2012

Ezberbozan Tavsiyeler

Ezberbozan iki profesör, Kardiyolog Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay ve Prof. Dr. Ahmet Aydın ile yapılan röpörtajdan seçmeler aşağıya alınmıştır.

Ahmet Aydın: Başlangıçta bazı kişiler ‘Dedelerimiz de böyle besleniyordu’ diyordu. ‘İsterseniz 24 tane yumurta yiyin, kolesterolünüz artıp da kalp hastası olmazsınız’ dediğimde ise ‘Bu adam neler söylüyor, böyle şey olur mu?’ diye tepki verdiler. Bana ‘mahallenin delisi’ demeye başladılar. ‘Besinler ilacınızdır’ .

Canan Efendigil Karatay: Hastanede haftada bir gün toplantı yapılır. Oraya ilk katıldığımda ağır bir yağ kokusuyla karşılaştım. Fırından yeni çıkmış poğaçalar filan vardı. Onları kaldırtıp yerine haşlanmış yumurta, beyaz peynir, domates, salatalık, zeytin konulmasını istedim. Önce bana söylendiler, sonra gelip ‘Hocam kendimize geldik, kafamız işlemeye başladı’ dediler. Yumurta fazla kaynadığında tehlikeli, sarısının kıvamı kayısı gibi olmalı. Tabii yumurta da hür dolaşan tavuğun yumurtası olmalı...

A.A.: Hangi ekmeğin her şeyi sağlıklı? Çölyak hastalığı, glutene karşı bir intolerans var. Gluten, iyi parçalanmadığı için ortaya çıkıyor. Parçalanmadığında morfin etkisi gösterir. Ekmeğe düşkünlüğün temel nedenlerinin başında küçük çaplı morfin zehirlenmesi geliyor.

Kahvaltıda tereyağı için ekmek yiyorum. İstanbul Halk Ekmek’in çavdarlı ve tam buğday ekmeğini tercih ediyorum.

C.E.K.: Maya kuruysa işlenmiştir. İşlenmiş her gıdanın içinde trans yağlar ve bir sürü katkı maddesi oluşuyor. Un, vücutta su tutar. Eskiden denildiği gibi üç beyazdan uzak durulmalı: Rafine edilmiş un, şeker ve tuz.
Şeker almıyorum. Misafiriniz geldiğinde evde şekerin olmadığını söylüyorum. Şekersiz içemezlerse fincanımla karşı komşuya gider, biraz isterim. Onlar da bilirler ki yine misafirim gelmiş.

C.E.K.: İbn-i Sina ‘Günde iki öğün yiyeceksiniz, üçüncü öğün hastalıktır’ diyor. Bir de leptin hormonundan bahsetmek istiyorum. 1994’te ayılarda keşfedildi. Ayılar kış uykusuna yatarken müthiş yağlıdır. Ayıların metabolizması çok enteresan, hamileliklerini kış uykusunda geçirir, doğum yapar, bebeklerini emzirirler. Nisanda karlar eriyip inlerinden çıktıklarında bir deri bir kemik kalmışlardır. Bilim adamları bunu araştırmış. Leptin hormonunun tüm hormonları idare ettiğini ortaya çıkarmışlar. Daha sonra yapılan araştırmalarda insanlarda da leptin tespit edilmiş. İnsanlarda yemek yedikten dört saat sonra salgılanıyor. Leptin, yağların metabolik olarak yanmasını sağlıyor, yani yağları ara öğün olarak kullanıyor. Gündüz yemek yedikten ortalama dört-beş saat sonra, gece ise en üst düzeyde ve 02.00-05.00 arasında salgılanıyor. Onun için akşam 20.00’den sonra bir şey yememelisiniz. Bu hormonun salgılanmasına izin verirsek sağlığımıza kavuşuruz ve kilolar gider.

A.A.: Leptin, zayıflatan hormon. Güzel uyku zayıflatır. Saat 22.00’yi 23.00’ü geçirmeden uyumak lazım...

A.A.: Süt eskiden önce sağılır, sütçüler bunu dağıtır, insanlar o sütü alır mayalar ve yoğurt yaparlardı. Ölü olan sütü canlandırıyorsunuz, probiyotikler ortaya çıkıyor. Probiyotikler faydalı mikroplar. Bunlar bağışıklık sistemini güçlendirir. Bir de bağırsakta pek çok vitamin meydana geliyor. Süt yerine yoğurt, beyaz peynir yenmeli. Eğer yoğurt ekşiyorsa korkmayın, öteki mikropların üremesini engeller.

A.A.: Bir şeyin üzerinde diyet ya da light yazıyorsa kesin sağlığa zararlıdır. ‘Yağ şişmanlık yapıyor’ deniyor o yağı bize ayrıca satıyorlar. Ben tereyağı yiyorum, onu bana satıyor. En değersiz kısmını ise light diye size... Rokanın içinde sütteki kadar kalsiyum var, fosforu yüksek değil üstelik iyi emiliyor. Mesela dereotu kalsiyum bakımından çok zengin.

C.E.K.: Bütün sağlıklı yağlar vücudumuza girecek. Ayran ve peynirdeki kalsiyum oranı daha yüksek. Fındık, fıstık ve ceviz de kalsiyum, potasyum, demir, çinko ve fosfor zengini.

A.A.: Kuruyemişler selenyum açısından da zengin. O kadar çok insanda selenyum eksikliği var ki... Bu tiroit eksikliği ve kalp rahatsızlığına neden olabilir. Selenyum asıl antioksidan sisteminin bir parçası. Vücudumuzda serbest oksijen radikalleri dediğimiz tahrip edici şeyler var. Tamam bu radikallerin olması lazım ama tahrip edilmesi de gerekiyor. İşte selenyum onların temizlenmesinde önemli bir role sahip.

C.E.K.: Sağlıklı yağlar vücuda mutlaka girmeli. Köy tereyağı, zeytinyağı ve omega-3.

A.A.: Kuyruk yağı ve iç yağ da var. Mesela lahmacuna kuyruk yağ konulmasa o kadar lezzetli olmaz.

C.E.K.: Büyüklerimiz kurban kesildiğinde kuyruk yağını eritip içerlerdi. 90 yaşına kadar yaşadılar, kalpleri de tıkanmadı nasılsa!

C.E.K.: Meyvenin içindeki fruktoz; glikoz, sakkaroz ve laktozdan daha tehlikeli. Fruktoz kandaki yağları yükseltiyor. Bu yağların yükselmesi insülin direncini başlatır, bu da tüm hastalıklara neden oluyor. Kilo vermek isteyenler bir tepsi meyveyi alıp akşam televizyonun karşısına geçip yemesin. İsterseniz sabah kahvaltıda yiyebilirsiniz ama başka da bir şey yemeyin.

A.A.: Bazıları ‘Biz zayıflayamıyoruz’ diyorlar. Meyve yerken vitaminleri de alıyorsunuz ama limiti iyi bilmek lazım. Mesela kiraz, ayva daha az şekerlidir. Ama kalkıp da bir tane deveci armutu yiyince hipoglisemi’ye giriyorum.

A.A.: Bir hastalık 100 yıl içinde bin kat artabilir mi? Mesela diyabet, kanser... Üç bin mumyada bir tane kanser çıkmış. Üstelik tarım döneminde olmasına rağmen. Genetikten kasıt miras olarak geçen hastalıksa bu öyle değil. Mesela şekerli gıda yemeniz birçok geninizin kötü çalışmasına neden olur. ‘Babamda var’ deniyor mesela...

C.E.K.: O, ailesel oluyor. Bir hastalığın aynı aile içinde görülmesi genetik olduğunun göstergesi veya kanıtı değil! Çünkü insan vücudunda 23 bin gen var. Gözümüzün rengi, vs. dışındaki genlerimiz uykudadır. Uykuda oldukları sürece sağlıklıyızdır. Onları iç ve dış etkenlerle uyararak aktif hale getirdiğimizde hastalıklar başlıyor. O yüzden genetik diyemiyoruz. Eğer fazla miktarda yer, hareket etmezseniz o genler tabii ki uyanacak.

C.E.K.: Vücudun ürettiği en önemli antioksidan kolesteroldür. Kolesterol yağ değil bir steroid hormon. Vücut ihtiyacına göre koruyucu olarak kolesterol üretir. Kolesterol mikrop ve virüsleri öldürür; östrojen, testosteron, stres hormonu gibi hormonların temelinde kolesterol vardır. D vitaminin temel taşı kolesteroldür.

A.A.: Bir erkeğe ‘Sizin erkeklik hormonunuz kolesterolden yapılıyor’ derseniz kolesterol ilacı kullanmaz!

C.E.K.: Yüksek kolesterol faydalıdır, yapılan araştırmalar göstermiştir ki yüksek kolesterolü olan kadınlar daha uzun yaşamaktadır. Kolesterol diye bir hastalık yoktur, tamamen uydurmadır. Beynimizin yüzde 90’ı kolesteroldür. Beynin hayatta kalması, sinir sistemindeki ileti sisteminin iyi çalışması için kolesterole ihtiyacı vardır. Serotoninin yapısında da kolesterol vardır. Depresyon için bir ilaç veriliyor, serotonin reseptörleri kolesterolden meydana geliyor. Sen o serotonin reseptörlerini yok edince tabii ki insanlar depresyona girer!

A.A.: Sonra da diyorlar ki ‘Kadın emekli oldu veya menopoza girdiği için depresyona girdi.’ Tıpta muazzam ilerleme varken kronik hastalıklar korkunç bir şekilde artıyor. Unutmayın kolesterol iki gözü olan her şeyde vardır.

Turşu yapımında kullanılan kaya tuzunu öneriyorlar.

İkisinin de otomobili yok ‘Kendi arabama binecek kadar enayi değilim’ diyorlar. Hangi sporu yaptıklarını sorduğumuzda Karatay, "yüzerim, yürürüm, fırsat buldukça tenis oynuyorum” yanıtını veriyor. Aydın, her gün evi ile iş yeri arasındaki üç kilometrelik mesafeyi yürüdüğünü söylüyor.

star, 27/11/2011

Dengeli Beslenme Nedir?

Dengeli beslenme programımızın ne olduğunu söylemeden önce ne olmadığını söyleyelim isterseniz. Bu program protein, yağ ve karbonhidrat oranları yüksek ya da düşük bir beslenme tarzı değil. Beslenmenizde yapacağımız değişiklikler bir denge sağlamaya yönelik olacak.

Denge derken, bu kelimeyle, özel anlamda, hormonal bir dengeyi, daha da özel konuşursak aslında insülin dengesini ifade etmek istiyoruz. İnsülin vücudumuza alınan besinlere yanıt olarak salgılanan bir hormodur. Yediklerimiz az yada çok insülin salınmasına neden olur. Bu açıdan bakıldığında, yedikleriniz sizin en iyi dostunuz yada en kötü düşmanınız olabilirler. Yedikrenizi iyi seçersiniz aşırı insülin salgısı yapılmamış olur. İnsülini salgısını aşırı artıran besinler alırsanız hiçbir diyet size yardım edemez.

Eğer insülin düzeylerimiz çok yüksek ise vücudumuzda depolanmış yağları hiç bir zaman enerjiye çeviremeyiz. İnsülin düzeyi çok düşükse hücrelerimiz açlıktan ölür.
Dikkat etmemiz gereken şey, yediklerimizin vücudun 40 milyon yıldır süregelen hormonal kurallarını bozmamasıdır. Çünkü hayatımızın dengesi buna bağlıdır. Vücudumuzaki karmaşık sistemleri yöneten hormonlar, sağlığımızın da anahtarıdır. Onlar en iyi işlediklerinde vücudumuz ideal dengesini korur ve optimal performans sağlar. Yediklerimize hormon gözlüğüyle bakmak demek, her yemeğin gerçek gücünü hesap etmek, aynen belirli bir dozda ilaç alır gibi yemek yemektir.

Bir yemeğin gücünü onun vücuda alındığında insülin üretimini uyarma potansiyeli olarak düşünebiliriz. Bu bakımdan hormonal düşünce tarzı, kalorik düşünce tarzından çok farklıdır. Kalorik düşünce tarzı "eğer yağ almazsanız, yağlanmazsınız" cümlesiyle özetlenebilir ve birçok yanlış diyet rejiminin temelini oluşturur. Bu yaklaşmı 15 yıldır birçok diyetin başarısız kalmasından sorumludur aynı zamanda.

Oysa dikkat etmemiz gereken nokta besinlerin kalorisi değil, insülini uyarma potansiyelidir. Yapılan diyetlerde yağın yerine karbonhidrat konulması da gerçekten de ne kalp hastalığı riskini azaltmakta ne de kişilere kilo verdirmektedir.

Sonuç olarak düşük yağlı ve yüksek karbonhidratlı diyetler bir işe yaramamakta, yarar yerine zarar vermektedir.

Öyleyse kişiyi şişmanlatan nedir? İşte sorunun cevabı: insülin hormonu düzeylerinin yüksek olması.
Peki ne yapmalıyız? İnsülin salgısını aşırı uyaran besinleri yemekten kaçınmalıyız. Dolayısıyla insülini belirli sınırlar içinde tutacak tarzda bir beslenme rejimi uyguladığınızda kilo almayacak ve aldığınız kiloları rahatça vereceksiniz. İnsülini kontrol altına almanızın başka yararları da olacak:

  • Beynimiz daha iyi çalışacak
  • Performansımız artacak
  • Görüntümüz düzelecek
  • Kaliteli (ve uzun) bir yaşam süreceğiz.

Bunları kim istemez? Şimdi nasıl olacağını tek tek açıklayalım:

Beynimiz daha iyi çalışacak. Zihin açıklığını sürdürmemiz kan şekeri düzeylerinin sabit kalmasına bağlıdır. Kan şekeri, beynimizin yakıtıdır ve beyin çalışırken glikoz kullanır. Kan şekeri düştüğünde beyin fonksiyonları bozulur ve düşünme yeteneğimiz kısıtlanır. Hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) olarak bilinen bu durum çoğunlukla hepimizin başına gelir. Bol miktarda makarna ya da hamur işi yediğimiz bir yemekten iki üç saat sonra üzerinize bir ağırlık çöker, gözleriniz kapanır adeta bilinciniz bir sis örtüsüyle kaplanır. Bu tablo, kan şekeri düşmesinin bir sonucudur. Kan şekerini kontrol eden nedir? Kan şekerin kandaki insülin hormonu kontrol eder. İnsülin bir depolama hormonu olup vücuda giren besinlerin gelecekte kullanılmak üzere uygun depo yerlerinde depolanması için emir verir.

Kanda fazla insülin olduğunda, kandaki glukoz depolanmak üzere karaciğer ve kaslara gönderilir. Bu, beyin için kötü bir olaydır. Kan şekeri düştüğünde açık seçik düşünme yeteneği azalır. Öte yandan kandaki insülini belirli sınırlar içinde tutabilirsiniz (bunu uygun besinler yiyerek sağlayabilirsiniz). Kan şekeri sabit kaldığında süreyle beyin fonksiyonları da yemeklerden sonra dört beş saat zirvede kalır.

Yüksek performans. Ortalama bir insanın vücudunda yağ olarak 100 bin kalori depolanmıştır. Bütün sorun, günlük aktiviteler için bu muazzam enerji deposuna nasıl erişileceğidir. Yağ depolarına ancak yüksek insülin düzeylerini düşürerek erişebiliriz. Eğer insülin düzeyleri yüksekse yağ depolarını kesinlikle boşaltamazsınız. Fazla insülin kas hücrelerine oksijenin gitmesini de azaltarak kaslarda yorgunluğa yol açan laktik asit oluşuman yol açar ve performansınız düşer. Demek ki performansınızı yükseltmek istiyorsanız insülin düzeylerini mutlaka düşürmeniz gerekir. Bunun da yolu insülin düzeylerini yükseltmeyen besinler yemekten geçer.

Daha iyi bir görünüm. Vücuttaki fazla yağların yakılması, insülin düzeylerindeki düşmenin hoş bir yan etkisidir. Vücuttaki ekstra yağları atmanın tek yolu, insülini düşürmektir.

İnsülinin vücuda giren besinleri yağ olarak depolanmasını söyleyen hormon olduğunu hatırlayalım. İnsülini düşürmekle vücutta yağ depolanmayacağı gibi kilo verirken kas kitleniz de azalmayacaktır. Yüzücülerin vücudunun güzel görünmesinin nedeni, kas kitlelerinin normal olmasına karşın yağ kitlesinin azlığıdır. Bir yüzücünün vücut ağırlığı maraton koşucusundan oldukça fazladır ama yağ kitlesi onlardan çok daha düşüktür. Yağsız bir vücuda sahip olmak istiyorsanız insülini azaltmak gerekir.

Daha iyi (ve uzun) bir yaşam. İnsülin fazlalığı, kalp hastalığıyla bağlantılı olan birinci sıradaki risk faktörüdür. İnsülin fazlalığı bağışıklık sisteminin etkinliğini de azaltır. Daha iyi ve uzun bir yaşam sürmek istiyorsanız ilk yapacağınız şey insülini kontrol altına almaktır.


Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları

Hem sağlıklı ve yeterli beslenmek, hem de kilo almamak isteyenlere öneriler...

"Pek çoğumuz beslenmeyi, açlık duygumuzu bastırmak ya da canımızın istediğini yemek olarak tanımlarız. Oysa vücudun gelişimi, yenilenmesi ve çalışması için her kişinin yaş, fiziksel aktivite düzeyine uygun miktarlarda ve çeşitte besin öğelerinin alınmasıdır" diyen Dr. Murat Topoğlu, nasıl yeterli ve dengeli beslenebileceğimizi anlattı

Öğün atlamayın
Yeterli ve dengeli beslenmek için öğün atlamayınız. Çünkü atlanan her öğünden sonra bir sonraki öğüne kadar daha çok acıkacaksınız ve karşınıza çıkan her yemeğe zararlı, zararsız, fazla, az demeden saldıracaksınız. Bu nedenle azar azar, sık sık beslenmelisiniz. Bu sayede eğer yediklerinizin miktarını değiştirmeden öğün sayınızı arttırırsanız vücutta sindirim işlemi artacağından daha fazla kalori yakarsınız, metabolizmanızı hızlandırırsınız.

Kahvaltı çok önemli
Kilo vermeye çalışıyorsanız kahvaltı sizin için çok önemlidir. Düzenli olarak kahvaltı edenlerin, etmeyenlere göre daha ince kaldıkları kanıtlanmıştır. Eğer kahvaltı etmezseniz kan şekeriniz iyice düşer. Bu da, yüksek miktarda yağ ya da şeker içeren besinleri yeme arzusu uyandırır.

Öğününüz çeşitli olsun
Mümkün olduğu kadar çok çeşitli beslenmeye özen gösteriniz. Her öğünde tüm besin gruplarına yer vermeye çalışın. Süt (yoğurt, peynir vb.), et (yumurta, tavuk, balık vb.) sebze (meyve) ve tahıl olmak üzere toplam dört besin grubu vardır. Örneğin tavuk, bulgur pilavı, salata ve yoğurt gibi bir öğün tüm grupları içerdiğinden oldukça yeterli ve dengelidir.

Bol sebze ve meyve tüketin
Artık hepimizin bildiği gibi sebze ve meyveler bol su ve vitamin-mineral içerip, az kalorilidirler. Bol miktarda ve değişik renklerde sebze, meyve tüketmeniz hem kilo kontrolünü sağlamak hem de bir çok hastalıktan (kanser, kalp-damar hastalıkları) korunmanızı sağlayacaktır. Örneğin soğan, sarımsağın bağışıklık sistemini güçlendirdiği, enfeksiyonlara ve kalp hastalıklarını önlediği saptanmıştır.

Sebzeyi az suda pişirin
Sebzeler; vitamin ve minerallerden zengindirler. Ancak yanlış hazırlama ve pişirme yöntemleri kayba neden olmaktadır. Bu nedenle sebzelerimizi ayıklayıp, yıkayıp sonra doğramalıyız. Az suda pişirmeli, haşlama suyunu dökmemeliyiz. Aslında iyi ve doğru şekilde yıkanmışsa sebze ve meyveleri çiğ olarak tüketmek en yararlısıdır. Limonlu, az yağlı salataları her öğünde tüketmeye çalışın ancak yemeğe oturmadan az önce hazırlamaya özen gösterin.

Beyaz eti tercih edin
Protein kaynaklarının (et, süt, yumurta, peynir, kurubaklagil) çeşitli ve yeterli olmasına dikkat edin. Et olarak daha çok tavuk, balık gibi beyaz etleri tercih edin, kırmızı eti haftada 1-2 kez tüketin ve yağsız olanlarını kullanın.

 Süt grubundan günde 3 öğün alın
Kemik, diş gelişiminin sağlanması, kemik erimesinin önlenmesi için kalsiyum kaynağı olan süt, yoğurt, peynir tüketiminize dikkat edin. Bunlar aynı zamanda fazla miktarda yağ içerdiğinden light (düşük kalorili) olanlarını tercih etmelisiniz. Günlük kalsiyum ihtiyacınızı karşılamak için süt grubundan günde en az 3 porsiyon almalısınız. Yapılan bir araştırma alınan kalsiyumun azalması durumunda, vücuttaki yağın artabileceğini ortaya koymuş. Bunun nedeni, kalsiyumun vücudu ısıtması ve bunun da yağın daha etkili bir biçimde yakılmasını sağlaması olabileceği belirtilmiş.

Yoğurdun suyunu atmayın
Yoğurt da çok iyi bir protein kaynağıdır. Ancak çok sık yapılan bir yanlış yoğurdun suyunu atmaktır. Oysa en yararlı kısmı sayılabilecek suyunda birçok vitamin vardır.

Çiğ yumurta içmeyin
Yumurta anne sütünden sonra en yararlı protein kaynağıdır. Kolesterol içeriğinin fazla olmasından dolayı eleştiri oklarına maruzdur. Ancak sağlıklı bireyler haftada 1-2 defa haşlanmış yumurta yiyebilirler. Kolesterol yumurtanın sarısındadır, akında hiç kolesterol yoktur. Yapılan bir diğer yanlış ise çiğ yumurta içilmesidir. Bunun hiçbir yararı olmadığı gibi bazı vitaminlerin emilimini engelleyip, zararlı bakteri içermesi gibi zararları da vardır.

Yağ tüketimini azaltın
Diyetinizdeki yağ tüketimini azaltın. Özellikle katı yağlardan uzak durun, daha çok bitkisel sıvı yağları tercih edin. Bir günde en fazla 3 yemek kaşığı yağ tüketin (bu miktara yemeklerden aldığınız yağlar da dahildir).

Soğanı suyla kavurun
Yağ yemeklere yakılmadan eklenmelidir. Soğan, sebze kavuracaksanız suyla kavurup yağı daha sonra konmalıdır.

Kızartma yerine ızgara tercih edin
Besinlerinizi hazırlarken kızartma yerine ızgara, fırın kullanın.

Yanmış yağ kullanmayın
Kızartma yaparsanız besinleri koyacağınız tabağa 1-2 kat peçete serip, yağı çekmesini sağlayın. Kızartma yaptığınız yağı en fazla 3-4 kez kullanın her kullanım sonrası yağı süzün, cam kavanoza koyup, buzdolabında muhafaza edin. Yanmış yağ kanserojen maddeler içerdiğinden sağlık için çok zararlıdır.

Kurubaklagil ve kepekli besinleri tüketin
Karbonhidratlı besinler zayıflama diyetlerinden çıkarılmamalıdır. Bunun yerine tüketilen karbonhidrat türü ve miktarına dikkat edilmelidir. Şeker, unlu besinler gibi basit şekerler yerine tokluk hissini arttıran, kabızlığı engelleyen ve kilo kontrolünü kolaylaştıran kurubaklagil ve kepekli besinler gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir.

Abur cuburdan uzak durun
Abur cubur, cips, çikolata gibi besinler fazla miktarda yağ ve kolesterol içerdiğinden hem kilo yapıcı hem de hastalıklara yatkınlığı arttırıcıdır. Bunlardan uzak durmaya çalışın.
Günde 2 litre su için İnsan yaşamı için oksijenden sonra gelen en önemli öğe de su'dur. İnsan açlığa haftalarca dayanabilirken susuz ancak birkaç gün yaşayabilir. Vücut ısısının dengelenmesi, metabolizmanın devamı ve vücuttan zehirli artık maddelerin atılması için su çok elzemdir. Unutmayın insan vücudunun %60-70'i sudur. Bundan dolayı günde 2,5-3 litre sıvı tüketin ve bunun yaklaşık 2 litresi mutlaka su olmalıdır. Bardak bardak çay, neskafe içip "ben bol su alıyorum" diye düşünmeyin.

 Egzersizi ihmal etmeyin
Diyetin daha yararlı olması için mutlaka egzersizle takviye edilmelidir. Yalnız diyet yapıldığında yağ kitlesinin yansıra kas ve su kitlesi de kaybedilir, egzersiz bunu engellemektedir. Yapılacak egzersizde doğru seçilmelidir. Kişinin yaşam boyu alışkanlık haline dönüştürebileceği, günlük işlerini aksatmayacak şekilde ayarlanmalıdır. Bunun için en kolay yapılabilecekler; yürüyüş yapmak, asansör yerine merdiveni kullanmak, müzik eşliğinde dans etmek olabilir.

BAZI BESLENME KURALLARI

1-Günde mutlaka iki elma yiyin. Bu, kolesterol seviyenizi en az %16 oranında düşürür.

2- Az yağlı yoğurdun kolesterol seviyesini düşürmede etkin olduğu kanıtlanmıştır.

3- Meyve ve sebzelerde bulunan C vitamini yağlı besinlerin oksitlenmesini önler. Her gün kırmızı ve yeşil biber, lahana ya da asitli meyve yiyin

4-. Sık sık lifli besinler yiyin. Ancak burada da doğru olanı seçmelisiniz. Yulaf ve fasulyedeki lif, kepekten daha faydalıdır.

5-. Yemeklerinizde pişirme yağı olarak zeytinyağı kullanmaya özen gösterin.

6- Dikkatli ve dengeli bir biçimde kilo verin. Düzenli ve kontrollü egzersiz yapın. Fazla kilolar kolesterolün en iyi dostudur. Kalp damarlarında tıkanıklığın ve kolesterolün yükselmesine neden olurlar.

7- Abur cuburdan uzak durun. Özellikle margarin yağı içeren besinlerden çekinmelisiniz.

8- Bol bol sarımsak yiyin


Sağlılı Beslenmenin Bazı Yöntemleri

Sağlılı beslenmede doğru bilinen yanlışlara dikkat çeken uzmanlar, "Üç öğün esmer ekmek yemeyin. Portakalın beyaz liflerini atmayın" uyarısında bulundu.

İzmir'de bu yıl 5'incisi düzenlenen Halk Kongresi'nin 'Sağlıklı beslenmede doğrular ve yanlışlar' konulu oturumunda konuşan Prof. Dr. Sezgin Ünal, sağlıklı beslenmede ekmeğin önemine değindi. Ekmeğin çok zengin bir besin maddesi olduğu vurgulandı. Çok ekmek yemenin kiloya neden olacağı inancının yanlış olduğunu belirtildi.

Ekmek karbonhidrat kaynağı gıdalarla birlikte alınırsa örneğin börek, pilav, makarna gibi kiloya neden olur. Bunun dışında her gün düzenli bir şekilde ekmek yemek gerekir. Ekmeği fazla tüketmenin sakıncası yok.

Kepek, çavdar ve yulaflı tahıl ekmekleri bağırsak fonksiyonları açısından daha yararlı. Ancak üç öğünde sadece esmer ekmek yemek doğru değil. Fırından yeni çıkan sıcak ekmeğin midede hazmı çok zor. Ekmeği soğuk yiyin ve buzdolabında saklayın. Dolaptan çıkarınca da ısıtın.

Sebze ve meyvelerin keskin bıçakla doğranmasını, sebzelerin az suda en fazla 3 dakika haşlanmasını öneren Prof. Dr. Aydın Ural, sebzelerin eksi 18 derecede dondurularak saklanmasıyla vitamin değerini koruyacağını belirtti.

Sebzeyi küçük dilimler halinde kesmeyin.

Meyvenin suyunu sıkmak vitamin değerini düşürür.

Elmayı kabuğuyla yiyin, portakalın sadece sarı kabuğunu soyun, altındaki beyaz kısmı C vitamini deposu.

Mikrodalga fırının kaçak yapması boyun ve böbrek rahatsızlıklarına neden olur.

Balık yağı içmek, balık yemek yerine geçmez. 1 gram balık yağında 9 kalori var.
hürriyet, 14.05.2007


Yaşlılıkta Beslenme

Yaşlanmayı ortadan kaldırmak mümkün değil... Ancak geciktirmek için bazı önlemler alınabilir. İşte fiziksel ve ruhsal açıdan yaşanacak değişiklikler ve yapmamız gerekenler...

Yaşlanmanın çok erken yaşlarda, 17-18 yaşında başladığını belirten Prof. Vecdet Tezcan, ilk kaybedilenin zeka olduğunu söyledi. 17-18 yaşında en zekiyiz. Ondan sonra giderek beyin hücrelerinin kaybına bağlı olarak zekamız azalıyor ama bunun yerini deneyimlerimiz alıyor ve mantıkla yıllarca işi götürebiliyoruz. Yaklaşık 35-40'lı yaşlardan itibaren vücutta hücre kayıpları başlıyor. Bu hücre kayıpları da iş gören hücreler. Vücutta iki grup hücre var. Bir grup hücre iş gören hücre, bir grup hücre de destek durumunda. İş gören hücre grubunda yılda yüzde 1 oranında bir kayıp oluyor. Ve devamlı olarak bu kayıplar sürüp gidiyor. Bu da şu demek oluyor. Zaman içinde iş gören hücrelerin yaptığı görevlerde ufak tefek aksamalar oluyor, 70'li, 80'li yaşlarda. Ama bu hiçbir zaman çok büyük kayıp olarak karşımıza çıkmıyor. Ancak 80'li yaşlardan sonra vücudun iç dengesini korumakta sıkıntı başlıyor. Ve bunun ilerlemesi sonucu da ölüm ortaya çıkıyor.

65-74 yaş arasını genç yaşlılar, 75-84 yaş arasını, orta yaşlılar, 85'den sonrasını ileri yaşlılık olarak kabul ediyoruz.

FİZİKSEL AKTİVİTEDE DEĞİŞİKLİKLER
Yaşlanmaya bağlı olarak fiziksel aktivitede meydana gelen değişiklikler. En somut örneğini kadınlar yaşıyor. Menopozdan sonraki dönemde yoğun bir şekilde kemik kayıpları ortaya çıkıyor. Ve bu kemik kayıplarının ortaya çıkmasına bağlı olarak eğer tedbiri alınmazsa zamanında, boy kısalmaları ve kemikler, özellikle omurlarda çökmeler, hatta ileri boyutlarda kırıklar olabiliyor. Tabi bu kırıklar olduğu zaman vücudun şekli de değişiyor. Ufak bir kamburluk oluyor, öne doğru eğilme oluyor. Dolayısıyla, kaburgalarımız göğsümüzün içine doğru yöneliyor. Ve bu nefes alıp vermeyi zorlaştırıyor. Kaburgalardaki bu değişiklikler, artı omurlardaki bu kısalmalara bağlı olarak adaleler de düzgün çalışamıyor. Ama genel olarak izlediğimiz, bir kere kas dokusunda bir azalma oluyor. Ve bu kas dokusundaki azalma da gerek yürüyüşümüzü, gerek dengemizi ciddi şekilde etkiliyor.

BESLENMEDE DEĞİŞİKLİKLER
Vecdet Tezcan, gençlikte her istediğinin yenilmemesi gerektiğini belirterek, yaşlılığa daha gençlikten hazırlanmasını önerdi. Hele hele eğer ailesinde damar sertliği, tansiyon yüksekliği, şişmanlık ve şeker hastalığı varsa, çok daha erken yaşlarda daha sağlıklı bir beslenme biçimine başlamalı ve kendini bu şekilde hazırlayarak, ileriki yıllarda da bu beslenme tarzını sürdürmesi gerekir.
Yaşlanmada koku alma ve tat almada bir azalma oluyor. Tabi koku ve tat alma, aldığımız besinlerdeki keyfi de azaltıyor. O keyif azalınca, o besinlere yönelmek de azalıyor. Böylelikle kötü beslenmeye bir yöneliş oluyor. Ama, yalnızca bu değil. Yaşlanmayla çene kemiklerinde ve dişlerde olan değişiklikler de çiğneme fonksiyonunu bozuyor. O yüzden de çiğnemesi zor olan gıdalardan yaşlılar kaçınıyorlar. Özellikle sebzeler, dişlerle parçalanmak zorunda olan gıdalardan kaçınılıyor. Bunun devam ediyor olması da bir süre sonra beslenmeyi bozuyor.

YAŞLILIĞI GECİKTİREN BESİNLER
Akdeniz tipi beslenme dediğimiz beslenme, kalp damar hastalıklarının oluşumunu belirgin şekilde yavaşlatan, azaltan bir beslenme tarzıdır. Bu tür bir beslenme, yani, sebze, salata, meyve ağırlıklı, zeytinyağı ağırlıklı bir beslenme sağlıklı bir yaşlılık için de gerçekten önem taşıyor. Ama şu besin yalnızca yaşlılığı geciktiriyor diye bir şey yok. Önemli olan değişik besinlerden yararlanabilmektir. Tek bir besin tarzı değil. Ve mümkün olduğu kadar da kilo almamak. Beslenmenin ömrü uzattığına dair yapılan bir çok deney vardır. Ve bu deneyler gösteriyor ki, erken yaşlarda, ama çok erken yaşlarda, neredeyse bebeklik döneminde, tabi insanlarda değil hayvanlarda yapılan araştırmalar, eğer düşük kaloriyle besleniyorlarsa, yüzde 40 kadar insan ömrü uzuyor. Denek hayvanlarının ömrü uzamakta.

VİTAMİN İLACI GEREKLİ Mİ?
Eğer bir kişi günlük beslenmesi içinde en azından 4 veya 5 porsiyon, sebze, salata veya meyve yiyorsa, ek bir vitamin almasına ihtiyacı yok, hangi yaşta olursa olsun. Ama eğer, tat alma duyusundaki, kokudaki eksiklikler, iştah azalması gibi nedenlerle bu tür bir beslenme yapılamıyorsa, bazı vitaminlerin alınmasında yarar vardır. Özellikle E ve C vitamini, burada çok önemli. Çinkonun çok önemli rolü var. Hem yara iyileşmesi açısından hem bağışıklığı düzeltmesi açısından. Yapılan araştırmalar da gösteriyor ki, bu tür vitamin eksikliği olan yaşlılarda  bu vitaminleri ilaç olarak verilirse  gerek bu insanların hastalanma sıklığı, gerekse hastalık süreleri anlamlı bir şekilde azalıyor.

YAŞLILIK NASIL GECİKTİRİLİR?
Yaşlılığı geciktirmede beslenmenin ve sporun önemide vardır. Beslenmenin fevkalade büyük bir önemi var. Kilonun çok büyük bir önemi var. Bir de aileyle gelen hastalıklar grubu var. Tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, kalp-damar hastalıkları gibi... Bu ailenin daha  genç bireylerinde çok daha erken yaşta korunma önlemlerinin alınması ve buna uyularak yaşam sürülmesi gerekiyor. Yaşlandıktan sonra  diyete yine devam edilir. Dengeli ve kas gücünü korumak için günlük egzersizler, hiç olmazsa haftanın 4-5 günü 20 dakika ile 1 saat arasında egzersizleri yapmak lazımdır. Bu egzersizler de o kadar zor egzersiz değiller. Her yerde yapılabilecek, yürüme, hiçbir masrafı da gerektirmeyen bir egzersiz grubu. Yüzme, yapabilenler için. Merdiven inip çıkma, özellikle hanımlar için osteoporoza karşı. İp atlama, yapılabiliyorsa eğer. Olduğu yerde sıçrama. Ve bunlar kemikleri, kasları koruyan egzersiz gruplarıdır

SERBEST RADİKALLER
Artan serbest radikaller, gerek hücre zarında gerek hücrenin içinde, gerek kromozomlarda, çok ciddi boyutta bozukluklara yol açmaktadır. Nitekim, alzheimer hastalıkları, kalp damar hastalıkları, artroz gibi yaşlılıkta sık görülen bozuklukların altında bu serbest radikallerin aşırı derecede oluşması yatmakta. Bu serbest radikalleri önleyici antioksidan maddeler var. Bunların arasında E vitamini çok önemli bir yer tutuyor. E vitamini tek başına alınamıyor, beraberinde C vitamini almak lazım. Çünkü E vitamini tek başına alındığında kendi yapısı da bozuluyor. Çinko çok önemli. Gerek bağışıklık sistemi için, gerek yara iyileşmesi için. Selenyum yine çok önemli bir madde. Koenzim bilinen bir başka antioksidan madde var. Hormon eksiklikleri yaşlılarda olabiliyor. Özellikle büyüme hormonunda ciddi azalmalar ortaya çıkıyor.

ZİHİNSEL DEĞİŞİKLİKLER
En belirgin zihinsel değişiklikler arasında yeni öğrenilmiş bilgileri hatırlamada zorluk çekiliyor. Özellikle kişisel hayatıyla ilgili zamanı ve yeri belli olayları hatırlamada zorluk çekiyor. Hatta bu bazı hastalıklarda örneğin alzheimer hastalığında çok ileri düzeye gelebiliyor. Dikkati vermede ve yoğunlaşmada zorluk olabiliyor. Öğrenme kolay olmuyor. Zaten öğrenme belli bir yaştan itibaren, genç bir yaştan itibaren zor oluyor. Ayrıca 80 yaşından sonra da organizasyon yapmada, olayları önem sırasına sıralamada zorluk oluyor.

BEYİN FONKSİYONLARI
Tansiyon yüksekliği, damar sertliği, şeker hastalığı gibi kronik hastalıklar olduğu zaman zihinsel faaliyetlerde aksama olabilmektedir. Ayrıca ruhsal durumda bir çöküntü olursa, bir depresyon olursa yine zihinsel faaliyetlerde azalma oluyor. Özellikle fizik aktivitesi az olan kişilerde ve sakin ama hiçbir aktivitede sosyal yaşam içerisine girmeyen kişilerde, insan ilişkilerinden çekinmiş olan kişilerde, sigara kullananlarda, alkol kullananlarda, çok aşırı kullananlarda, zihinsel faaliyetlerde aksama oluyor.

YAŞLILIK DÖNEMİNDEKİ RUHSAL HASTALIKLAR
Özellikle depresif belirtiler görülebiliyor. Fiziksel sağlığın kaybı, arkadaşların kaybı, sosyal konum kaybı olmaktadır. Bütün bu kayıplar birleştiği zaman kişide bir depresif belirtiler çıkabiliyor. Yaşlandıkça kişi majör depresyona girmiyor ama hafif de olsa depresif belirtiler gösterebiliyor. Bu da yaşam kalitesini zaten bozuyor. Diğer bir hastalık, yaşla büyük bir risk faktörü olan, hepimizin bildiği alzheimer hastalığı. Yaş burada büyük bir risk faktörü. 65 yaşlarında yüzde 1 ile yüzde 5 arasındayken, 75-80 yaşında yüzde 35'e kadar çıkıyor. 100 kişiden 35 kişi yüksek beyin fonksiyonlarını kaybedebiliyor. Ayrıca tabi ki yaşa bağlı bunaltılar, sıkıntılar, çok sık olabiliyor.

ZİHİN FONKSİYONLARI NASIL KORUNUR?
Zihinsel fonksiyonlarda problem yaşamamak için beden egzersizine önem vermek gerekir. Bulmaca çözmek, çevrede olup bitenlerle ilgilenmek, toplumun bir parçası olduğunu hissetmek ve hissettirmek, sürekli okumak gerekmektedir. Ayrıca, yaşlılara haberleri, açık oturumları, dizileri izlemelerini ve bunları daha sonra tartışıp, konuşmalarını önerilir.

Untitled Document Untitled Document


anasayfa|bitkiler|vitaminler|mineraller|sağlıklı yaşam|haberler|ilk yardım|hastalıklar|site haritası|arama|e-mail

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.


Lokman Hekim'den Uyarı
Bu Site'nin amacı, "Giriş Yazısı" nda açıklanmıştır.Amaç ticari olmadığı gibi; tıbbi teşhis, tedavi ve reçete önermekte değildir.Aksine bu bilgilerin kullanımı, ilgili tıbbi uzmanın tavsiye ve onayını gerektirmektedir. Bu Site'yi ziyaret eden okuyucuların "Giriş Yazısı" nı dikkatle okumalarını ve bu bilgilerin kullanım sorumluluğunun kendilerine ait olduğunu unutmamalarını önemle hatırlatırız.

Untitled Document