Untitled Document
Untitled Document
Untitled Document
Site İçi Arama
 
Untitled Document
 
 
 
anal fissür
bebeklerde pişik
boyun fıtığı
İBS
kabızlık
Kadınlarda Mantar Enfeksiyonu
Kadınlarda Vajinal Akıntı
site haritası

 


Deniz İçin

Untitled Document

 

yaklasansaat.com
 
 

 

 

Çocuğunuza Güneş Kremi Sürmeyin!

Dünyada bu tartışma yıllardır devam ediyor. Artık kimyasal bazlı güneş kremlerinin, ki piyasadaki kremlerin hemen hepsi böyle, özellikle çocuklar üzerinde kullanılması birçok ülkede tavsiye edilmiyor...

Kızımın 15'nci ay kontrolünde doktorumuz sıkı sıkı tembih ediyor: ''Sakın o güneş kremlerini çocuğunuza sürmeyin. Onların hepsi, toksik madde''. Şaşırdım mı? Hayır, şaşırmadım...

Bu satırları; beyazın da beyazı bir insan, dolayısıyla bir güneş koruyucu tutkunu kaleme alıyor. Daha kızım doğmadan, NTV'de Yeşil Ekran'i sunarken, güneş koruyucuların bizi korumak bir yana sağlığımıza zarar verdiğini keşfetmiş ve kimyasal koruyucuları kullanmamaya karar vermiştim. Onların yerine, mineralli fiziksel koruyucuları kullanmaya başladım. Ama zamanla, plajda beni gören kaçmaya; etrafımda eşim dostum kalmamaya başladı. Nedenini yazının devamında bulacaksınız. Sonunda onları da bırakıp, çareyi güneşe mümkünse çıkmamakta, çıkarsam da kendimi ince beyaz kıyafetlerle korumakta buldum.

GÜNEŞ ŞAKAYA GELMEZ!
Güneşin neden olduğu ölümcül cilt kanseri türleri var. Yıllardır bunları dinlediniz ve size güneş ışınlarına karşı koruyucu kremler kullanmanız söylendi. Ama onların sağlığınıza vereceği potansiyel zararlardan, kimse söz etmedi.

İKİ TÜR GÜNEŞ KREMİ VAR
Güneş kremleri ikiye ayrılıyor: Kimyasal ve fiziksel koruma sağlayanlar.

Markası ne olursa olsun, ne kadar para vermiş olursanız olun, piyasada satılan herhangi bir güneş kremini aldıysanız, o krem muhtemelen kimyasal koruma sağlayan bir kremdir. Kimyasal koruma sağlayan kremler, son derece kompleks kimyasallar içeriyor ve deri bu kimyasalları emiyor. Emilen kimyasallar, güneşe karşı bir kalkan oluşturuyor. Ama aynı zamanda da vücudunuza girmiş oluyorlar. Üstelik bu kimyasallar güneş ışığına maruz kalınca, kendi içinde de değişime uğruyor.

Fiziksel koruma sağlayan güneş koruyucular, piyasada mineralli diye satılıyor. Bu koruyucuları deri emmiyor. Cildinizin üzerinde, örtü gibi beyaz bir tabaka oluşturuyorlar. Bu tabaka, güneş ışınlarını bir ayna gibi geri yansıtıyor. Yani aslında bir tişört giymeden çok bir farkı yok. 

ÇOCUKLARIN ERGENLİĞE ERKEN GİRMESİNE NEDEN OLABİLİR
Tartışmaya konu olan güneş koruyucular, kimyasal olanlar. En yaygın endişe konusu ise, cinsel gelişim üzerindeki etkileri.

Bu konuyu Ekolojik Kimya Profesörü Hulusi Barlas'a sorduk.

Barlas, son araştırmaların güneş koruyucuların içindeki kimyasalların ostrojen hormonu gibi etki edebildiklerine dair, güçlü kanıtlar ortaya koyduğunu söylüyor. Bu, şu anlama geliyor. Kimyasallar, deri tarafından emilerek çocuğunuzun sistemine giriyor ve sanki östrojen hormonuymuş gibi vücudunu etkilemeye başlıyor. Hormonal dengeyi bozuyor.

Barlas'a göre, bu nedenle hamileler, emziren kadınlar ve çocuklar kimyasal güneş koruyucu kullanmaktan kaçınmalı.

EN BÜYÜK RİSK KIZ ÇOCUKLARINDA
Barlas, en büyük riski ise kız çocuklarının taşıdığını söylüyor. Çünkü östrojen hormonun vücuttaki seviyesi, ergenliğe girme zamanını belirliyor. Dışarıdan alınan bu hormon etkili kimyasallar, vücuda zamanından önce 'ergenliği başlat' mesajı verebiliyor. 

GÜNEŞ KORUYUCU YAŞLANDIRIR MI?
Güneş koruyucuları birçok insan, güneşin cildi yaşlandırma etkisinden korumak için kullanıyor. Ancak henüz ispatlanamasa da aynı etkiyi güneş koruyucularının da gösterdiğine dair yaygın bir soru işareti var. Güneş koruyucuların içindeki maddelerin serbest radikal oluşumuna neden olduğundan endişe ediliyor. Serbest radikaller ise cilt yaşlanmasının en büyük nedenlerinden biri olarak görülüyor.

NANOTEKNOLOJİNİN ETKİLERİ BİLİNMİYOR
Nanoteknolojinin en yaygın kullanıldığı alanlardan biri güneş koruyucular
. Zira güneş koruyucuların ham maddeleri, cildin öyle kolay kolay emebileceği cinsten değil.

Güneş koruyucunuz cildiniz tarafından kolayca emiliyor ve beyaz bir tabaka, ağır bir his bırakmıyorsa; bilin ki üretilirken nanoteknolojinin bütün nimetlerinden faydalanılmış. Tüm transparan, kolay emilen kozmetikler, nanoteknoloji harikası. Nanoteknoloji bu maddeleri sadece transparan yapmıyor. Moleküler büyüklükleri değişime uğruyor, vücutta birçok farklı noktaya nüfuz eder hale geliyorlar.

Gelin görün ki bu maddeler, başta yukarıda bahsettiğimiz serbest radikaller olmak üzere birçok risk taşıyor. Peki nanoteknoloji sonrası bu maddeler vücudun nerelerine, ne kadar ulaşıyor, yoksa sadece yüzeyde mi kalıyorlar? Ve ulaştıkları yerlerde nasıl etki ediyorlar? Bu sorulara, araştırmalar kesin ve tatmin edici yanıtlar veremiyorlar.

"PARABEN"LERE DİKKAT EDİN, KANSER RİSKİ VAR
Aldığınız herhangi bir kozmetiğin arkasını çevirip bakın, en az bir tane paraben ile biten tuhaf kelime göreceksiniz. Parabenler her yerdeler. Paraben adı verilen kimyasallar, ürünlerin raf ömrünü uzatıyor. Dolayısıyla güneş koruyucuların içinde de bolca varlar. Parabenlerin uzun süreli etkileri bilinmiyor. Kanser riskini arttırdıkları yönünde tartışmalar var. 

''Madem böyle bir risk var, neden kullanılıyor?'' diye hiç sormayın. Raflarındaki ürünlerin, çabucak bozulmaya başladığını bir düşünün. Ticari açıdan bunun doğuracağı sonuçlar, global ekonomiyi sarsacak cinsten olur. Raf ömrü o kadar önemli ki firmalar parabenlerin sağlık üzerindeki etkilerini duymak bile istemiyor. Ama en azından bebek ürünlerinde ''paraben free'' -''parabensiz'' ifadesini daha sık görmeye başladık.

MİNERALLİ KORUYUCULARI KULLANMANIN ZORLUKLARI 
Yazının başında, ''mineralli koruyucu kullanıyordum, eşim dostum kalmadı'' demiştim. Zira mineralli koruyucular, fiziksel koruma sağlıyor. Bu da şu demek; cildinizin üzerinde bembeyaz bir tabaka oluşturuyorlar. Kirece bulanmış gibi bir haliniz oluyor. Sosyal açıdan sıkıntılı bir durum. Hatta bu durum, ''Yalıkavak mumyası'' şeklinde yakıştırmalara da neden olabiliyor!

Ama özellikle yaşı küçük çocuklar için, nihayetinde böyle sosyal bir sorun yok.

Bu arada, üstünde mineralli yazıp cildinizde beyaz bir tabaka bırakmıyorsa, o kremlerden de uzak durmak gerekir. Muhtemelen o beyaz tabaka etkisi, nanoteknoloji sayesinde ortadan kaldırılmıştır.  

Mineralli güneş koruyucuların zararlı olduğuna dair henüz bir iddia yok. Ama önümüzdeki yıllarda araştırmalar ne gösterir bilinmez. Çocuklarımızın cildine süreceğimiz her şeye, tedbirle yaklaşmak gerekiyor.

Sonuç olarak; kimyasal güneş koruyucuların uzun vadeli olumsuz etkileri halen test aşamasında. Bu test de şuanda dünya genelinde bu koruyucuları kullanan milyonlarca insan üzerinde sürüyor.

Prof. Hulusi Barlas, ''uzun vadeli etkileri ispatlamak, bazen yıllar alıyor, bazen hiçbir zaman mümkün olmuyor'' diyor. Ortaya atılan iddialar ise, son derece ciddi ve hiç de temelsiz değil. Siz siz olun çocuğunuzu bu testin kobayı yapmayın.

İYİ AMA NE YAPACAĞIZ?
Çocuğunuzu 12-17 saatleri arasında güneşe çıkarmayın. Çıkmak zorunda kalırsanız gölgede tutmaya çalışın.

Güneşe çıkarken, ensesini kapatacak, suratını tamamen gölgeleyecek bir şapka takın. Kısa şort yerine, mümkün olduğu durumlarda, ince, uzun, açık renk bir  pantolonu ya da uzun kollu ince bir tişörtü tercih edin.  

Plaj gibi güneş koruyucunun kaçınılmaz olduğu durumlarda, mineralli koruyucular kullanın.

Çocuklar için üretilen UV filtreli mayolardan faydalanmayı deneyin.

Parabenden uzak durmak için ekolojik/organik sertifikalı ürünler terci edin.

Kimyasal koruyucu kullanmak zorunda kaldığınız durumlarda. Çocuğunuzun vücudunun mümkün olduğu kadar küçük bir kısmına sürün. Mesela iyi bir şapka takıyorsa, suratına sürmeyin. Kumda oynarken kısa kollu tişört giydirin, sadece kollarına sürün.

Kimyasal koruyucu kullanmak zorunda kalırsanız, düşük faktörlü kullanın. 20 faktörle 50 faktör arasında sadece yüzde 3'lük bir koruma farkı var. Ama 50 faktör kullandığınızda, çok daha fazla kimyasala maruz kalıyorsunuz.

Tüm bu tavsiyelerden kendiniz için de faydalanın.

ntvmnbc, 13/06/2011

Zehirli Deniz Anası Uyarısı

Özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında denize girenler, pelagia noctiluca (Forskal) adlı deniz anasına karşı uyarıldı.

Pelagia noctiluca (Forskal)

Mantar şekildeki vücudundan sarkan 8 adet küçük ve ağız çevresinde bulunan 4 adet büyük tentaküller (duyarga) ile hoş bir görüntü oluşturan 10 -15 cm. boyundaki Pelagia noctiluca aslında zehirli ve tehlikeli bir deniz anasıdır.

Fosforesans özelliğinden dolayı suyun altında hafif bir ışık yayar. 50 metre derinliğe kadar görülebilir. Rengi kırmızımsı sarıdan mora doğru değişebilir. Bu hayvana Ege ve Akdeniz kıyılarında özellikle yaz aylarında sıkça rastlanabilir.

Duyargalar (tentakül) etrafında bulunan yakıcı kapsüller ile insana dokunduğunda vücutta acılara neden olabilir. Bu tentaküller 50 cm uzunluğa kadar olabildiğinden hayvandan uzak durmak gerekmektedir.

Hayvana dokunduğunuzda vücutta şişme , yanma , kızarıklıklar ve ateş görülebilir. Bu gibi durumlarda acıyan veya şişen organı zaman kaybetmeden sirke veya limonla yıkayınız, yarayı kaşımayınız veya silmek için bastırmayınız. Acı ve şişlik devam ederse en yakın sağlık merkezine gidiniz.

tudav, 21/09/2006

Denize Girmeden Önce İçilen Su ve Ayran, Krampı Önlüyor

Denizli Devlet Hastanesi Fizik Tedavi ve
Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Beşir Türkmen, deniz veya havuza girilmeden su, ayran veya mineralli içeceklerin içilmesi durumunda krampların önlenebileceğini bildirdi.

Diğer meslek gruplarına göre daha ince el becerileri olan saatçi, berber ve terzilerde kramplar daha sık görülüyor. Dolaşım bozukluğu sebebiyle bacaklara yeteri kadar kan gitmemesi, omurgada meydana gelen sinir sıkışmaları, idrar söktürücü bazı ilaçlar, mineral eksikliği, aşırı tuz ve su kaybı ve bazı diğer dış etkenler krampların sebepleri arasında sayılabilir.

Kramplara yakalanmamak için aşırı sıcaklarda su kaybı ve terlemeye karşı önlem alınması gerekir. Denize veya havuza girmeden önce su, ayran ve mineralli içecekler fazla içimeli. Alkol krampı yedi kat artırır. Denize girmeden önce ısınma hareketleri ve baldırları germe hareketleri yapılması gerekir. Mümkünse duş alıp denize koşarak değil, yürüyerek ve ıslak girilmeli. Yüzerken öncelikle suyun ısı derecesi tespit edilmeli. Birden soğuk suya dalmak yerine önceden suda birkaç adım atmak, vücudu soğuk su ile hafif sıvazlamak, sonra suya yavaşça dalmak daha doğrudur. Suda birden hızlı değil, yavaş yavaş ve su ile dans ederek yüzülmeli.

Denizde veya havuzda kramp girdiği zaman şunlar yapılmalı:

Hasta çok sakin ve sabırlı olmalı, yardım eden kişi de sakin olmalıdır. Çünkü heyecan, kas krampını beş kat artırır. Bir arkadaşınızla beraber yüzüyorsanız, sırt üstü uzanın, arkadaşınız ayağınızı bir elle kavrasın, diğer elle kramp girmiş baldırı hafifçe sıkarak veya hafifçe vurarak veya hafifçe ovarak masaj yaparak yumuşatmaya çalışsın. Eğer suda yalnızsanız iş ciddiye binebilir, bu yüzden hemen sırt üstü uzanıp kramp girmiş baldırı ters yönde yavaş yavaş geriniz. Bu esnada kollarınız yanlarda yelpaze hareketi ile sırtüstü yüzerek sakin sakin kıyıya ulaşmaya çalışınız. Uzaktaysanız yardım için bağırabilirsiniz; ama asla panik yapmamalısınız.

Klorlu su, saçın yıpranmasına sebep oluyor

Bursa Kuaförler Odası Başkanı Necati Sertel, havuzlara hijyeni sağlamak için konulan klorun ve ayrıca deniz suyu ile birlikte güneşin saçlar üzerinde birçok olumsuz etkisinin bulunduğunu söyledi. Yoğun bir şekilde klorlu ya da tuzlu suya maruz kalan saçların yıpranarak mat bir görünüme büründüğünü, kırılma ve yıpranmalara daha sık rastlandığını belirten Sertel, özellikle boyalı saçlara sahip kadınların, bu konuda daha hassas davranmaları gerektiğini kaydetti. Sertel, havuz ya da denize girildikten sonra saçların mutlaka yıkanması gerektiğine dikkati çekti.

zaman, 07/07/2007

 


Untitled Document Untitled Document


anasayfa|bitkiler|vitaminler|mineraller|sağlıklı yaşam|haberler|ilk yardım|hastalıklar|site haritası|arama|e-mail

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.


Lokman Hekim'den Uyarı
Bu Site'nin amacı, "Giriş Yazısı" nda açıklanmıştır.Amaç ticari olmadığı gibi; tıbbi teşhis, tedavi ve reçete önermekte değildir.Aksine bu bilgilerin kullanımı, ilgili tıbbi uzmanın tavsiye ve onayını gerektirmektedir. Bu Site'yi ziyaret eden okuyucuların "Giriş Yazısı" nı dikkatle okumalarını ve bu bilgilerin kullanım sorumluluğunun kendilerine ait olduğunu unutmamalarını önemle hatırlatırız.

Untitled Document