Untitled Document
Untitled Document
Untitled Document
Site İçi Arama
 
Untitled Document
 
 
 
anal fissür
bebeklerde pişik
boyun fıtığı
İBS
kabızlık
Kadınlarda Mantar Enfeksiyonu
Kadınlarda Vajinal Akıntı
site haritası

 

 

Kanserin Nedenleri Nelerdir?

Untitled Document

 

yaklasansaat.com
 
 

 

 

Hormonlu sığır kanser yapıyor  

Büyüme hormonu ve genetiği değiştirilmiş yemlerle şişirilen hayvanlar, bizi sağlığımızdan ediyor. GDO'lu yemlerin kansere davetiye çıkarttığı biliniyor...

ET yapması için büyüme  hormonu ve genetiği değiştirilmiş yemle beslenen büyükbaş hayvanlar, zamanla sağlığımızı vuruyor. GDO'lu yemler ve hormonlar, hayvanların etine, sütüne işliyor. Bütün yiyeceklere dolaylı olarak GDO giriyor. GDO tüketimine bağlı kanserleşme oranı da hızla artıyor. Hazır yemlerde bulunan dioksin ise yüzde 100 kanserojen içeriyor. Bu madde sucuk, sosis ve salamda bulunuyor. Ayrıca mısır şurubu da kanser hücrelerini besliyor. Dr. Yavuz Dizdar da, kırmızı et konusundaki sorularımızı şöyle yanıtlıyor: 

* Kırmızı ette hile yapılıyor mu?
Piliç etindeki yanlış, büyükbaş hayvanlarda da yapılıyor. Soya dışında büyüme hormonu da verilen hayvanlar 1 ton ağırlığa ulaşıyor. Ülkemizde daha çok genetiği değiştirilmiş yem veriliyor büyükbaş hayvanlara. Bunlar kesinlikle hayvana etkisi, biz yediğimizde etkisi nasıl olur diye araştırılmadan yapılıyor. Tabii bu ilaçlar sağlığımızı vuruyor. Ancak aynı şeyleri küçükbaş hayvanlarda yapamıyorlar. Çünkü küçükbaşlar dışarıda beslenmek zorunda. Bu yüzden koyun, kuzu ve keçi yiyip onların sakatatlarını tüketeceğiz. 

* Sağlığa etkileri ne kadar sürede ortaya çıkıyor?
Buna kesin olarak yanıt vermek zor. Net olarak bilinemez. Ne zamanki hayatınızda olan herhangi bir değişiklik, aldığınız ikinci bir şey hastalığı tetikler... Çünkü hiçbir şey tek başına etki etmez. 

* Etimizi nereden almalıyız? 
Kesinlikle kasaptan alın. Markette satılan etlerden uzak durmaya bakın. Mümkün olduğu kadar küçükbaş hayvanları tercih edin. Kasaptan kemikli et alın. Etleri tencere yemeği olarak pişirin. Ayrıca, alınan et, içindeki kanserle mücadele eden kolajenlerin çıkarılması için uzun süre kaynatılmalı. Kemiği etten ayırmak kolay bir işlem değildir. 5-6 saat kaynatılan et kemikten ayrılır. Bu etin suyu da(jöle kıvamında) dolayısıyla çok kıymetlidir. Bu suyun gerektiği kadarını yemeklerinizde kullanıp geri kalanını buzluğa atıp daha sonra tekrar kullanabilirsiniz. 

* Etin hangi kısmı daha sağlıklıdır? 
İlla ki dana eti alacaksanız, dananın kuyruğunda gerdana benzer çok kıymetli besin değeri yüksek bir kısım vardır. Burası hem çok ekonomik hem de çok lezzetlidir (kuyruk yağı değil). 

* Yurt dışında bu durum nasıl?
Hastalık yani kanser 15 senedir var. Yeni ortaya çıkmış bir hastalıktır. Bu da yalnızcı gıdayla açıklanabilir bir durumdur. Sütü homojenize etmiş, işlemden geçirmiş, tavuğu pilice çevirmişsiniz. İngiltere bu duruma uyanmış, küçükbaş hayvan yiyor. Deli dana hastalığından sonra hayvancılık işini sıkı tutuyor. Ülkede tek bir tavuk firması var ve ürünlerinin üzerinde 1.5 saatlik pişme süresi etiketi yer alıyor. Ancak bunlar Türkiye için geçerli değil. 

Paça çorbasından vazgeçmeyin

* Sakatat yemek ne kadar sağlıklı? 
Kanserle bir ilgisi olabilir mi? Sakatat geleneksel beslenmemizin bir parçasıdır. Hayvanın paça dediğimiz kısmının katma değeri çok yüksek. Akıl tutulması içine girmiş bilim camiası "kolesterol" diye tutturdu. Oysa kolajen çok önemlidir, kanser hücresinin gelişmesini önler. Nitekim kanser tedavisinde kullanılan ilaçları bu dokunun yapımını bozarak etki gösterir. O halde kolajen, yani paça yenmesi zorunludur, özellikle kanser hastaları kemoterapinin zararlı etkilerini başka türlü telafi edemezler. 

İnekler süt vermiyor
Eskiden 8 litre süt veren hayvan bu yemlerle 40 litre süt veriyor. İyi de bu nasıl oluyor, alınana hala süt denebilir mi? Benzer üretim değişikliği meyveler için de söz konusu. Gıdadaki bu ciddi değişiklik elbette hastalıkların kapısını açar, çünkü "ne yersek oyuz" 

Hayvanlar bile yemiyor
Neyin yenilebilir olduğu konusunda hayvanlara bakın. Mesela işlemden geçmiş süt, salam ve sosisi kediler yemez. Evde hazırladığınız bir kek yere döküldüğünde karıncalar yer. Ama endüstriyel kek yere döküldüğünde karıncalar dönüp bakmıyor bile... 

takvim, 29/4/2014 

Beslenme Tarzı Kansere Davetiye Çıkartıyor

Hacettepe Üniversitesi mide kanseri ile beslenme ilişkisini araştırdı.

Çalışmada yemekleri çok sıcak ve çok hızlı yemenin riski 5.4 kat artırdığı belirlendi...

Beslenme tarzımız ve yeme alış kanlıklarımız sağlığımız üzerinde ciddi tehdit oluşturuyor. Mide kanseri ve beslenme özelliklerini araştıran Hacettepe Üniversitesi uzmanları bu noktada tehlikeli sonuçlara ulaştı. Her gün ve her öğün turşu yemek 7 kat; haftada 1-2 kez sucuk tüketmek 3, haftada 1-2 kez hamur tatlısı ise 7.5 kat risk taşıyor.
Mide kanseri ile beslenme ilişkisinin araştırıldığı çalışma, yiyeceklere fazla tuz eklenmesinin 4.2, gün aşırı tuzlu ayran tüketiminin 1.8, tuzlu tereyağının 1.5 kat riski artırdığı gözlendi.

Birebir ilişkisi var

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Başhekimi ve Medikal Onkolog Prof. Dr. Şuayib Yalçın, beslenme şekli ile mide kanserinin birbir ilişkili olduğunu söyledi. Yalçın, mide kanseri tanısı konmuş yetişkinlerin beslenme ve yaşam tarzına ilişkin alışkankklarının mide kanseri riski üzerine etkilerini değerlendirmek amacıyla yapılan çalışmada önemli sonuçlar elde edildiğini belirtti.

Gastrit ve ülser ilk sırada

Çalışmada, tüm katılımcılara beslenme alışkanlıklannı ve besin tüketim sıklığını saptayacak nitelikte bir anket uyguladığını belirten Yalçının verdiği bilgiye göre, katılımcılar çalışmadan 3.5 ay önce tanı konulan hastalan kapsıyor. Çalışmada, tanı almadan önce mide kanserli hastaların yüzde 55.7'sinde bir ya da daha fazla tanı konmuş mide hastalığının varlığı dikkat çekiyor. En sık görülen mide hastalıklarının başında yüzde 50.9 gastrit ile yüzde 44.1 ülser geliyor. Mide kanserli hastaların yüzde 12.3'ününe, kontrol grubundakilerin ise yüzde 8.5'inin ailesinde mide kanseri öyküsü bulunuyor.

Fazla tuz da tetikliyor

Çalışmanın en dikkat çekici sonuçları ise şöyle:

¦ Çok hızlı yemek yemek, mide kanseri riskini yaklaşık 5.4 kat arttırıyor.

¦ Yemekleri çok sıcak yemek, istatistiksel açıdan önemsiz olmakla birlikte 3.3 kat risk yaratıyor.

¦ Yemeklerin tuzlu yenilmesi, tuzsuz yenilmesine oranla mide kanseri riskini anlamlı derecede yükseltiyor. Bu nedenle, sofrada tadına bakmadan yiyeceklere tuz eklenmesi riski yaklaşık olarak 4.2 kat artırıyor.

Soğan ve sarımsağı ihmal etmeyin

Yeşil yapraklı sebzeler, soğan ve sarımsağın günde bir kez tüketilmesi, mide kanseri riskini azaltıyor. Mide kanserinden korunmak için, turşu, salamura yiyecekler ve hazır çorba gibi çok miktarda tuz içeren yiyeceklerden uzak durulması, peynir gibi çok tuzlu yiyeceklerin tuzsuzlarının tercih edilmesi öneriliyor.

Şekerden uzak durun

Şeker ve şekerli yiyeceklerin mümkün olduğunca az tüketilmesi, vücut ağırlığının korunması tavsiye ediliyor. Diyette tuz ve tuzlu besinlerin tüketiminin azaltılması, sebze ve meyve tüketiminin arttırılması, sigaranın bırakılması ve heliko-bakter piloriden korunulması ve tedavi edilmesi gerekiyor.

Turşu, çekirdek, sucuk, şeker...


¦ Tuzlu çekirdek her gün tüketilen bir yiyecek olmamasına karşın, gün aşırı tüketilmesi halinde riski yaklaşık 1.3 artırırken, her gün ve her öğün turşu yenilmesi de 7 kat risk yaratıyor.

¦ Günde bir kez kırmızı et tüketilmesi mide kanserine yol açabiliyor. Özellikle, işlenmiş et ürünü olan sucuğun haftada 1-2 kez tüketilmesi ortalama 3 kat risk yaratıyor.

¦ Çalışmada, şeker kullanımına da dikkat edilmesi tavsiye ediliyor. Haftada 1-2 kez hamur tatlısı yenilmesi, mide kanseri açısından 7.5 kat risk taşıyor.

¦ Sık tüketim açısından kolalı içecekler riski yaklaşık 3.4 ve gazlı içecekler 6 kat artırıyor

bugün, 21/01/2011

Tomografide Büyük Tehlike!

Osteoropoz, kalp rahatsızlığı, damar tıkanıklığı gibi birçok hastalığın tespitinde kullanılan tomografi, maruz kalınan radyasyon nedeniyle kansere yol açan etkenler arasında gösteriliyor.

Uzmanlar sık tomografi çektirenlerin vücutlarında biriken radyasyonun kansere yol açtığı, bu etkilerin tomografi çektirildiği anda değil, 20-30 yıl sonra ortaya çıktığı yönünde uyarıyor.

Dicle Üniversitesi (D.Ü) Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vedat Göral, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanserin vücutta bazı yerlerde, kontrolsüz ve aşırı hücre çoğalması olduğunu, çoğalan ve oluşan anormal hücrelerin, bulunduğu bölgede tehlikeli ve ölümcül sonuçlara neden olduğunu söyledi.

Hastalara çeşitli rahatsızlıkların tespiti için önerilen veya çoğu zaman da hastaların güvenilir sonuca ulaşılması amacıyla doktorlarından talep ettiği tomografi filmlerinin insan sağlığına zararlı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Göral, kansere yol açan en önemli etkenler arasında sık ve lüzumsuz çekilen tomografi filmlerinin de yer aldığını söyledi.

-İNGİLTERE'DE YASAKLANDI-
Prof. Dr. Göral, hastaya x ışınlarının yani radyasyonun verilmesinin kansere sebep olduğunu, sıradan bir röntgende vücudu görüntülemek için tek bir ışın gönderilirken, tomografide daha detaylı bir görüntü elde etmek için art arda birçok ışın gönderildiğini belirtti.

Eskiden tomografi çekilmesinin çok yaygın olduğuna dikkati çeken Göral, ''Eskiden bir tomografi çekme modası vardı. Hastalar tomografi çekilmesini kendileri talep ediyorlardı. Hatta bir yerde çekilen tomografi beğenilmeyip hastadan yeni bir tomografi isteniyordu. Böylece daha çok radyasyona maruz kalınıyordu. Biz çocuklara ve gençlere tomografi çekilmesini önermiyoruz. Çünkü acısı ileriki yıllarda ortaya çıkıyor. Bu konuda hastaların bilinçlenmesi de son derece önemli. Bir karın tomografisinde hastaya yaklaşık 400 akciğer filmi çekilmiş kadar radyasyon yükleniyor'' dedi

Göral, İngiliz Sağlık Bakanlığı'nın, sağlıklı her 50 kişiden birinin radyasyona maruz kalarak kansere yakalandığı gerekçesiyle tomografiyi yasakladığını hatırlatarak, her tomografinin kanser riskini artırdığını söyledi.

Hücre bölünmesinin genç yaşlarda çok hızlı, çocuklarda ise çok daha hızlı olduğuna dikkati çeken Göral, hücre çok bölündüğü takdirde kanserli hücrenin de o kadar hızlı çoğalacağını, gereksiz çekilen röntgenlerin ekonomik kayba neden olmaları dışında, bu sırada kullanılan X ışınlarının da hastaları radyasyona maruz bıraktığının unutulmaması gerektiğini kaydetti.

Göral, tedavinin tomografi yerine daha az radyasyon yayan MR ya da hemen hemen hiç radyasyon bulunmayan ultrason ile sürdürülmesi gerektiği uyarısında bulundu.

-AİLESİNDE KANSER VAKASI BULUNANLAR RİSK ALTINDA-
Prof. Dr. Göral, kanserden korunmak için alkol ve sigaradan uzak durmak, aşırı kilo almamak, bol sebze ve meyve yemek, doymuş hayvansal yağ alınımını azaltmak, mangalda kırmızı et pişirmekten kaçınmak, aşırı güneşe maruz kalmamak, katkı maddesi içeren gıdalardan uzak durmak, doğal gıdalarla beslenmek, yürüyüş ve düzenli egzersiz yapmak gerektiğini söyledi.

200'e yakın kanser türünden meme kanseri olan hastaların kızlarının da mamografi kontrollerini düzenli yaptırmalarını önerdiklerini ifade eden Göral, özellikle annenin kansere yakalandığı yaşın 5 yaş aşağısında kanser taraması yapılması gerektiğini belirtti.

Göral, mide kanserinde ''helikobakter pilori'' adlı bakterinin rol oynadığına dikkati çekerek, genetik yatkınlığı bulunan bazı kişilerde bu bakterinin mide kanserine neden olabildiğini, bu nedenle mide kanseri olan hastaların yakınlarının bu bakteri açısından araştırılması gerektiğini vurguladı.

Kalın barsak kanserlerinin erken dönemde yayılmadan tespit edildiğinde ameliyatla tedavi edildiğini anlatan Göral şöyle devam etti:

''Bu hastalar sağlıklı bir şekilde yaklaşık 20-30 yıl yaşayabiliyor. Kalın barsak kanseri olan hastaların çocuklarına 40-45 yaşlarından itibaren mutlaka kolonoskopi ile tarama yapılmalı, kalın barsak kanserine neden olan polipler, endoskopi ile çıkarılmalıdır. İzah edilemeyen karın ağrısı ve şikayeti bulunanlar ve fark edilir kilo kaybedenler pankreas kanseri yönünden araştırılmalıdır. Bu amaçla, tomografi veya MR görüntüleme yöntemlerine başvurulmalıdır. Kanserde kan tahlilindeki kanser göstergeleriyle teşhise gidilemez. Çünkü her zaman, kanser göstergeleri ile kanser tanısı arasında yakın ilişki bulunmamaktadır.''

akşam, 17/12/2010

Soda, Pankreas Kanseri Riskini Artırıyor!

Yapılan yeni bir araştırmaya göre haftada en az 2 şişe soda içmek pankreas kanserine yakalanma riskini ikiye katlıyor. İşte sebebi...

Washington D.C. ‘de bulunan Georgetown Üniversitesi’ndeki Kanser Kontrol Programı’ndan Noel T. Mueller; “ Haftada 2 veya daha fazla sayıda soda tüketen kişilerde pankreas kanserine yakalanma riskinin hiç içmeyenlere göre %87 daha fazla olduğu görüldü,” şeklinde konuştu.

2009 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 42,000 kişide teşhis edilen pankreas kanseri vakalarından 35, 240’ı ölümle sonuçlandı. Pankreas midenin arkasında bulunan bir organ ve ensülin gibi hormonların salgılanmasıyla birlikte yiyeceklerin içerisinde bulunan yağ ve protein yapılarını parçalama görevi üstlenen enzimlerin salgılanmasını sağlıyor.

Araştırmanın Detayları

Önceki araştırmalar bu tip içeceklerin pankreas kanseri riskini artırıp artırmadığı yönünde kesin sonuçlar ortaya koymamıştı.

Bu nedenle Mueller ve çalışma arkadaşları Singapur Çin Sağlığı Programı’na kayıt olan 60,524 kişiyi 1993 yılından başlamak üzere 14 yıl boyunca gözlemledi. Katılımcıların beslenme düzenleri ve kansere yakalanıp yakalanmadıkları kayıt altına alındı.

Tüm katılımcılara yedikleri ve içtikleri her yiyecek/içeceği belirtmeleri istendi. Ancak farkına varmamaları için özellikle soda hakkında bir bilgi verilmedi ya da o konuya ayrıcalık tanınmadı.

Tam olarak 140 pankreas kanseri vakasıyla karşılaşıldı ve bu hastaların soda/meyve suyu tüketimleri incelemeye alındı.

Bağışıklık sisteminizi güçlendirecek ve hastalıklara karşı korunmanızı sağlayacak ürünler hangileri?

Araştırmanın Sonucu

Araştırmacılar soda alım miktarını 3 kategoriye ayırdılar:

1) Hiç içmeyenler
2) Haftada 2 porsiyondan az
3) Haftada 2 veya daha fazla

Ortalama sayının 5 olduğu ve haftada 2 veya daha fazla tüketen kişilerde %87 oranında pankreas kanseri riskinin arttığı görüldü.

Meyve suları ile pankreas kanseri arasında ise hiçbir bağ bulunamadı.

Peki, tatlandırıcılı sodalar ile pankreas kanseri arasındaki ilişki neydi?

Mueller bu konuda kesin olarak emin olmadıklarını söylüyor. Ancak , “ Düşüncelerimize göre tatlandırıcı içerek sodalarda bulunan şeker kandaki ensülin seviyesini artırıyor. Bu sayede pankreas kanser hücreleri daha hızlı çoğalıyor. Sonucunda da kanser riski artıyor.

Mueller ve ekibi yaş ilerlemesi, diyabet ve sigara gibi diğer faktörleri de araştırdı. Pankreas kanserinin yaşa bağlı olarak da arttığı görüldü.

bugün, 17/12/2010

Yatmadan Önce Fişleri Çekin

Çeşitli sağlık sorunlarına neden olan elektromanyetik radyasyondan (EMR) korunmak için, ev ve işyerinde bazı tedbirler alınabilir.

Sakarya Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Osman Çerezci, elektromanyetik radyasyonun insan sağlığını olumsuz etkilediğini söyledi. Radyasyondan daha az etkilenmek için evlerde bazı önlemler alınabileceğini ifade eden Çerezci, “Elektrikli cihazları kullanmadığınız zaman fişten çekin. Cihaz çalışmasa bile, fişe takılı ise elektrik alanı yayar. Çalışırken aşrıca manyetik alan oluşur” dedi.

Çerezci, özellikle yatak odasında uyurken elektrikli cihazların fişten çekilmesini önererek, yatarken başucu bölgesinin prize yakın olmaması uyarısında bulundu. Çerezci, yatağın altında uzatma kablosu geçirilmemesi gerektiğini de vurgulayarak, şunları kaydetti:

Mikro dalga fırınlar çalışırken vücut, özellikle gözler, en az bir metre mesafede kalarak korunmalıdır. 2 yıldan fazla süredir kullanılan mikrodalga fırınların yaydıkları elektromanyetik radyasyon seviyesi ölçtürülmeli, kaçak seviyesi ve yaydığı EMR fazla olan mikrodalga fırınlar kullanılmamalıdır. Enerji verimliliği açısından olumsuz olmakla birlikte akkor telli ampuller en az manyetik alan yayar. Tasarruflu ampuller dikkati çekecek değerde alan oluşturur. Ancak 0,75 metreden sonra şiddetleri azalır. Florasan lambalar da tasarruflu ampuller gibi yakınlarında şiddetli alan yayarlar. Bunların en az bir metre uzakta bulundurulması gerekir.”

Ev içi kablosuz internet erişimin de EMR yaydığını dile getiren Çerezci, cep telefonundan yayılan EMR'nin de beyin dalgalarına etki ederek uyku düzensizliklerine yol açabileceğini bildirdi.

hürriyet, 13/12/2010

Renkli İç Çamaşırlarda Kanser Tehlikesi

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Başkanı Prof. Dr. İsmail Gümrükçüoğlu, kalitesiz renkli iç çamaşırı giymenin, çamaşırların boyanmasında kullanılan kimyasallar nedeniyle cilt kanserine zemin hazırladığı uyarısında bulundu.

Gümrükçüoğlu yaptığı açıklamada, tekstil sanayinde “azo boyar” denilen maddelerin kumaş boyamasında sıkça kullanıldığına işaret etti.
Bu maddelerin kalitesiz olanlarının insan sağlığı açısından risk taşıdığının altını çizen Gümrükçüoğlu, özellikle tenle temas eden giyecekler seçilirken dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

Tenle temas eden giyeceklerdeki söz konusu boya maddesinin terlemeyle birlikte vücut tarafından emileceğini anlatan Gümrükçüoğlu, bunun zaman içinde cilt kanserine zemin hazırlayabileceğine işaret etti.

Yıkama sırasında kumaştan çabuk çıkan boyaların tehlikeli olduğunu vurgulayan Gümrükçüoğlu, şunları kaydetti:

“Boya yapılmadan kumaşın çekiciliği olmuyor. Boyanın kaliteli olması gerekir. Güneş ışığında solmaması, suyla temas ettiğinde boyanın akmaması lazım. Ama kalitesiz ürünlerde bu çok oluyor. Buna bir de deterjan ve sabun eklendiği zaman boyalar daha çok çıkıyor. Bunu her zaman söylüyorum, yıkama sırasında kumaştan çabuk çıkan boyalar tehlikelidir. Özellikle iç çamaşırlarının boyalı olması halinde, terle birlikte çıkan boyalar vücuda zarar veriyor. Vücutta tahrişler oluyor, sonra yaralar ortaya çıkabiliyor.”

Elyaf boyacılığında kullanılan boyaların, kanser etkisinin olduğunu söyleyen Gümrükçüoğlu, “Bu azo boyar maddeler yapısındaki boya gereği kansere yol açabiliyor. Vücuda emilim yoluyla geçebilen boyalar hemen öldürmüyor ama zamanla cilt yaraları ortaya çıkıyor. Onkoloji hastanelerinde bunların örnekleri vardır” dedi.

ÇORAP ALIRKEN DE DİKKAT EDİLMELİ

Gümrükçüoğlu, aynı sorunun çoraplarda da yaşandığına dikkat çekerek, alınan çorapların giyilmeden önce yıkanması gerektiğini söyledi.

Yıkanmadan giyildiğinde çorabın renginin parmak uçlarında görülebildiğini belirten Gümrükçüoğlu, “Ayaklar vücutta en çabuk terleyen yerlerden biri. Bu sebepten ötürü çorabın boyaları çıkıyor ve vücudunuza temas ediyor. Siz parmak aralarınızı kaşımaya başlıyorsunuz sonra mantar olduğunuzu görüyorsunuz aslında bu öyle değil o boyalar ayağınızdaki pişikten emilim yoluyla vücudunuza girmiş oluyor ve sizi kansere götüren süreç başlamış oluyor' diye konuştu.
Kaliteli boyalar pahalı olduğu genellikle kumaş boyamada kalitesiz boyaların tercih edildiğini ifade eden Gümrükçüoğlu, şöyle devam etti:

“Kaliteli boyayla boyanmış kumaş, güneş ışığında, yıkamayla solmaz. Ama bunlar pahalı olduğu için tercih edilmiyor. Bu nedenle piyasada olduğundan fazla kalitesiz boyayla boyamış ürün var. Ebeveynler çocuklarına böyle alacalı bulacalı kıyafetleri giydirmeyi sever. Benim onlardan isteğim dikkatli olsunlar. Üzerinde
TSE işareti olan ürünleri tercih etmeye çalışsınlar.”

Prof. Dr. Gümrükçüoğlu, bir ürünün kaliteli olup olmadığını test etmek içinse, ıslatılan beyaz bir mendilin giyeceğe sürülmesini isteyerek, mümkünse boyası çıkmayan giyeceklerin tercih edilmesini önerdi.

hürriyet, 10/12/2010

Vitamin Hapları: Meme Kanseri Yapıyor!

Yeni bir araştırmaya göre, hastalıkları önlemek için günlük multivitamin takviyesi alan kadınlar, aslında meme kanseri riskini artırıyor olabilirler.

Daily Mail'in haberine göre İsveçli araştırmacılar, düzenli vitamin alan orta yaştaki ve daha yaşlı kadınlarda meme tümörü oluşması riskinin yaklaşık % 20 daha fazla olduğunu belirlediler.

Araştırmacılar, vitamin haplarının, meme kanseri risklerinden biri olan meme yoğunluğunun artmasına sebep olarak tümör oluşumuna katkıda bulunduğuna inanıyorlar. Vitamin ve mineralleri içeren takviyenin, meme dokusunu yüzde 5'ten fazla artırabildiği belirtildi.

Multivitamin haplarında bulunan folik asidin de tümör oluşumunda bir faktör olabileceği bildirildi. Daha önce yapılan araştırmalar yüksek dozda folik asidin tümör büyümesine katkıda bulunduğunu gösteriyor.

Araştırma sonuçlarının üzücü olduğunu belirten uzmanlar, multivitaminlerin güvenli olup olmadığını saptamak için daha derin araştırmalara ihtiyaç olduğunu vurguladılar.

İsveç'teki Karolinska Enstitüsü'nden uzmanlar, araştırmalarında 49-83 yaş arasındaki 35 bin kadar kadını 10 yıllık bir dönemde takip ettiler.

Araştırmacılar, düzenli olarak multivitamin alanlarda meme tümörü gelişmesi ihtimalinin % 19 daha fazla olduğunu tespit ettiler.

Araştırmada sigara, genetik yatkınlık gibi diğer risk faktörleri de göz önünde bulundurulduğu halde, multivitamin kullanımıyla meme tümörü arasında önemli bağlantı tespit edildi.

Kopenhag Üniversitesi tarafından 2008'de yapılan bir araştırmada da, yüksek dozdaki A ve B vitaminleriyle beta-karotenin, erken ölüm riskini artırdığı belirtilmişti.

Birleşik Krallık Kanser Araştırma kurumu yetkililerinden Kat Arney, "Son zamanlarda yapılan çeşitli araştırmalar gibi bu son araştırma da, multivitaminlerin aslında sağlığa faydası olmayabileceğini gösteriyor. Vücuda gerekli olanlar sebze ve meyvelerden alınabilir" dedi.

akşam, 07/04/2010

Beslenme, Meme Kanserine Etkili

Bilim adamları, meme kanseri sonucu ölümlerin yüzde 80'ine, hayvansal yağların(doğal olmayan)  neden olduğunu kaydediyor.
Uzmanlar, yetişkin kadınlara, meme kanseri riskinin azaltılması için vücutlarını yakmadan güneş ışınlarından UV-B faydalanmanın yanı sıra, sebze, meyve ve D vitaminin alımının önemini vurguluyor.

Beslenmenin, meme kanserinden meydana gelen ölümler üzerinde en büyük etken olduğu açıklandı. Bilim adamları, yağlı beslenme alışkanlığı olan ülkelerde yaşayan kadınların, fazla miktarda hayvansal yağlar aldığını, alkol tükettiğini ve D vitamini deposu olan balık yemediğini belirtiyor.

 Fazla miktarda hayvansal yağ(doğal olmayan) tüketen kadınlarda, östrojen ve ensülin salgılanmasının arttığı ve bu iki hormonun meme kanserinin oluşmasında büyük etken olduğu biliniyor. Hayvansal yağların yanı sıra alkol tüketiminin de meme kanseri üzerinde etkisi olduğu belirtildi. Alkolün, östrojenin etkisini arttırdığı kaydedildi.


Cancer adlı dergide yer alan araştırma raporunda, meme kanseri sonucu ölümler ile ilgili oranların, 35 ülkede yapılan araştırmalar ile saptandığı belirtildi. Sebzenin bol tüketildiği ülkelerde meme kanserinden meydana gelen ölümlerin, hayvansal yağların fazlaca tüketildiği ülkelere göre çok az olduğu açıklandı.

Kızartma-Kanser İlişkisi Kanıtlandı

Alman bilim adamları, pişirme veya kızartma esnasında gıdalarda kendiliğinden oluşan akrilamid adlı kimyasalın, kadınlarda yumurtalık ve rahim kanseri riskiyle doğrudan ilişkisi olduğunu açıkladı.

5 yıl önce yapılan bir araştırma, çoğunlukla hazır ve kızartılmış gıdalarda bulunan akrilamid adlı kimyasal maddenin kansere yol açabileceği endişesini doğurmuştu. Alman bilim adamlarının, bu bulgulardan hareketle 120 bin kişi üzerinde yaptıkları yeni bir araştırma ilk kez, akrilamid ile kadınlarda rahim ve yumurtalık kanseri oluşumu arasında doğrudan bir bağ olduğunu ortaya koydu.

Pişirme ve kızartma sırasında ortaya çıkan akrilamid, özellikle fast-food restoranlarındaki gıdalarda, cips, bisküvi, kahvaltı gevrekleri, kahve ve kızarmış patateste bulunuyor.

Uzmanlar, evde yemek hazırlarken tostların fazla kızartılmamasını, patateslerin kahverengileşmeden yağdan alınmasını ve yüksek ısılarda yemek hazırlanmamasını tavsiye ediyor.

Araştırmalara göre, daha fazla akrilamid içeren gıdalar tüketen kadınlarda kanser riski iki kat artıyor.

Daha önceki bulgular akrilamidin anne karnındaki bebek ve yeni doğanlar açısından da zararlı olduğu ortaya koymuş, anne adaylarının günlük hazır gıda tüketimlerini düşürmeleri gerektiğine vurgu yapılmıştı.

ntvmsnbc,10/12/2007

Kanser Şişmanlıkla İlişkili

İngiltere'deki Oxford Üniversitesi araştırmacıları, orta yaş ve üzerindeki binlerce kadının kansere yakalanmasının ardındaki en önemli etkenin aşırı kilolar olduğunu öne sürdü.

İngiltere'de yapılan türünün en kapsamlı araştırmasında, ülkede 50-60'lı yaşlardaki kadınlarda tespit edilen yılda 6 bin yeni kanser vakasının obeziteden kaynaklandığını belirten Oxford Üniversitesi araştırmacıları, özellikle rahim ve gırtlak kanserlerinin yarısının kiloyla ilişkili bulunduğunu iddia etti.

Bir milyondan fazla kadın üzerinde yapıldığı belirtilen araştırmanın sonuçları, ayrıca aşırı şişmanlığın kadınlarda lösemi, pankreas, yumurtalık, böbrek, meme ve bağırsak kanserleriyle multiple myeloma ve non-Hodgkin's lenfoma gibi kanser türlerine yakalanma riskini artırdığını da ortaya koydu.

Oxford Üniversitesi bilim adamlarının "Bir milyon kadın" başlıklı araştırmasının sonuçları, British Medical Journal adlı tıp dergisinde yayımlandı.

ntvmsnbc, 19/11/2007

Kanseri Neler Tetikliyor?

21 ünlü uzman tarafından yapılan ve beş yıl süren araştırmadan kanserle ilgili şu sonuçlar çıktı

Beş yıl süren araştırma sonucuna göre günde içki de kanseri tetikliyor.

Dünya Kanser Araştırmaları Fonu tarafından yapılan bir araştırmaya göre, alkol çok az miktada tüketilse bile kanser riskini artırıyor.


Rapora göre, alkol tüketiminin sıfır olması gerekiyor. Erkekler günde iki bardak, kadınlar ise bir bardak alkolü geçtiklerinde kanser riski katlanıyor.

Organik gıda kanser düşmanı

ORGANİK gıdalar üzerinde bugüne kadar yapılan en büyük araştırmanın sonuçlarına göre, organik besinler diğer besinlerden çok daha sağlıklı. 4 yıl süren ve tam 24 milyon dolar harcanan araştıma sonucunda organik meyve ve sebzelerin yüzde 40 daha fazla antioksidan içerdiği, diğer meyve sebzelere oranla demir ve çinko açısından çok daha zengin olduğu belirlendi. Organik yöntemlerle üretilen sütte ise antioksidan oranı yüzde 90 daha fazla olabiliyor. Organik besin tüketenlerde kanser ve kalp rahatsızlıkları azalıyor. Bu araştırmayla AB hükümetlerinin organik yiyeceklerle ilgili tavsiye kararları alması bekleniyor.

gazetevatan, 29/10/2007

Deodorantlar Göğüs Kanseri Yapabilir

İngiltere'de yapılan bir araştırma, deodorantlarda terlemeyi önlemek amacıyla kullanılan alüminyumun göğüs kanserine neden olabileceğini gösterdi.

Keele Üniversitesi uzmanları, kanserden ameliyat olan 17 kadının göğüs hücrelerinde yüksek dozda alüminyuma rastladı.

vatan, 04/09/2007

Kokulu Kırtasiye Malzemeleri Kanserojen Etkili

Çocukların çok sevdiği kokulu kalem ve silgiler tehlike saçıyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recep Akdur, aileleri kokulu kalem, silgi, yapıştırıcı, resim boyaları ve beyaz tahta kalemlerinin tehlikeleri konusunda uyardı.

zaman,01/09/2007

Modern Yaşam Kansere Davetiye Çıkarıyor

ngiliz uzmanlar aşırı alkol, yemek ve güneşin kanser riskini artırdığını öne sürdü.

İngiliz bilim adamları, modern yaşam tarzının kanser vakalarında artışa yol açtığını belirtiyor. Çok fazla yemek, güneş ve alkol biraraya gelince, kanser riski de artıyor. Ancak tüm kanser vakaları, yüzde 50 oranında azaltılabilir. Bunun yoluysa sigara ve aşırı yemekten uzak durmak ve daha fazla egzersiz yapmaktan geçiyor.

İngiliz Kanser Araştırmaları Merkezi'nin verilerine göre; modern yaşam biçimi kansere davetiye çıkarıyor.

Uzmanlar çok fazla alkol, aşırı yemek ve güneş altında geçirilen uzun saatler yüzünden kanser vakalarında önemli bir artışın yaşandığını belirtiyor.

Uzmanlara göre, son 10 yılda cilt kanserinin en tehlikeli türü olan melanomlarda yüzde 40 oranında artış görülmesi de bunun bir göstergesi.

Böbrek ve rahim kanserlerindeki artışsa yine son 10 yılda artış gösteren obezite yani aşırı şişmanlıkla yakından ilişkili.

Aşırı alkol kullanımı da ağız kanserine yakalanma riskini artırıyor.

Bununla birlikte, insanların yaşam biçimlerini değiştirerek kanser riskini azaltmaları da mümkün.

Uzmanlar bunun için sigaradan ve aşırı yemekten uzak durulması, daha çok sebze-meyve tüketip egzersiz miktarının da artırılması önerisinde bulunuyor.

Ve, bu sayede tüm kanser vakalarının yüzde 50 oranında azaltılabileceğini savunuyorlar.

ntvmsnbc,13/08/2007

Saç Boyası İle Kanser Arasında İlişki Bulundu

Kadınların kullandığı kalıcı saç boyaları ile mesane kanseri riski arasında genetik ilişki bulundu.
Saç boyalarının bazılarında bulunan ''arylamines'' maddesinin kansere yol açabilen toksinlere neden olduğu, genetik yapıdan dolayı bu maddeyi bazı kadınların vücutlarından kısa zamanda atamadıkları belirtildi.

159 mesane kanseri hastası kadın ile 164 sağlıklı kadın üzerinde yapılan araştırmalarda, kalıcı saç boyası kullanan ve ''NAT2 slow'' genine sahip olan kadınlarda mesane kanseri riskinin üçe katlandığı saptandı.

Aynı genin bir başka versiyonu olan ''CYP1A2 slow'' genine sahip olan ve kalıcı saç boyası kullanan kadınlarda ise riskin 2.5'e katlandığı gözlendi.
Kalıcı saç boyası kullanan ve ''NAT1 slow'' genine sahip olan kadınlarda ise mesane kanseri riskinin 6.8'e katlandığı kaydedildi.

Araştırmacılar, deri tarafından emilen ''arylamines'' maddesinin vücuttan yavaş atılabilmesinin riski yükselttiğini, bunun da genetik yapıyla ilgili olduğunu belirtti.

Amerikan Kanser Araştırma Kurumu genel kurulunda açıklanan raporda, saç boyası kullanan kadınlar gibi, berberler ve kuaförlerin de risk altında olduğu bildirildi.

Bir yıl boyunca ayda bir kez içinde arylamines maddesi bulunan saç boyası kullanan kadınlarda mesane kanseri riskinin, saç boyası kullanmayanlara göre iki kat arttığı bildirildi.

Saç boyasını devamlı ve 15 yıl boyunca kullananlarda ise bu riskin üçe katlandığı kaydedildi. Vücudun zararlı maddeleri idrar vasıtasıyla dışarı attığına işaret eden uzmanlar, mesaneden geçen bu maddelerin kanser riskini yüksettiğini belirtiyor. Ana karnındaki bebeklere zarar verebileceğinden kuşkulanıldığı ve artrid hastalığının da nedenleri arasında görüldüğü hatırlatıldı.

Doğum Kontrol Hapları Kanser Riskini Artırıyor

Doğum kontrol haplarının, papiloma virüsü (HPV) taşıyan kadınlarda rahim ağzı (serviks) kanseri riskini 4 kat artırabildiği saptandı. Doğum kontrol hapının, papiloma virüsü taşımayan kadınlarda aynı riski artırdığı yolunda herhangi bir bulguya ise rastlanmadı.

10 ayrı araştırmanın sonuçlarını değerlendiren uzmanlar, araştırmaların, rahim ağzı kanseri olan denekler üzerinde yapıldığını bildirdiler.

Araştırmalarda, deneklerin doğum kontrol hapını kullandıkları süre ile rahim ağzı kanseri riski arasındaki ilişki gözlendi. Cinsel ilişki yoluyla geçen papiloma virüsü, rahim ağzı kanseri oluşumunda önemli rol oynuyor.

Uzmanlar, doğum kontrol hapında bulunan kadınlık hormonlarının rahim ağzı kanseri oluşumunda, HPV'den kaynaklanan riski artırdığını düşünüyor.

Doğum kontrol hapını 5 yıldan az süreyle kullananlar ile hiç doğum kontrol hapı kullanmamış kadınlarda rahim ağzı kanseri riskinin eşit olduğu belirlendi. Ancak doğum kontrol hapını 5-9 yıl arasında kullanmış kadınlarda, rahim ağzı kanseri riskinin 3 kat artabildiği gözlendi.

Doğum kontrol hapını 10 yıl veya daha uzun süre kullanmış kadınlarda ise rahim ağzı kanseri riskinin 4 kat artabildiği saptandı.

Uzmanlar, HPV taşıyan kadınların doğum kontrol hapını dikkatli kullanmaları gerektiğini belirttiler. Araştırma ile ilgili rapor, Lancet adlı tıp dergisinde yayınlandı.

Tembellik Kanser Nedeni Olabiliyor

Merkezi Fransa'nın Lion kentinde bulunan Uluslararası Kanser Araştırmaları Birliği, Çevresel Kanser Epidemiyolojisi Bölümü'nde görevli İngiliz uzman Dr. Paul Brennan, hareketsizliğin ve normalin üzerindeki kiloların kansere yol açan risk faktörleri arasına girdiğini bildirdi.

Kansere yol açan risklerle ilgili en yeni bilgi hareketsizlik ve normalin üzerindeki kilolar. Bu iki unsur özellikle meme, kolon ve rahim kanseri için risk faktörleri arasında.

Çok yemek yiyor, az meyve tüketiyoruz. Bunun tersi olmalı.

Sağlıklı yaşam biçimi ve doğru beslenme, kanserden korunmada çok basit ama fevkalade etkili bir yöntem.

Sıvı Sabun Cilt Kanserine Neden Oluyor!

Kamuya açık yerlerde ve tüm kamu kurumlarının tuvaletlerinde ekonomik oldugu için sıvı sabunlar kullanılmakta.

Elinizdeki açık yaralara temas ettiginde %100 cilt kanseri riski taşıdığından ve  Ankara Onkoloji Hastanesi'ne yapılan başvurularda son 4 yılda "Cilt Kanseri" hastalarının sayısının %94 arttığını biliyor musunuz?

Özellikle İsveç'ten alınan "Sterisol" isimli dezenfektan içerikli sıvı sabun bu riski en çok taşıyanlardan. "Sterol" adıyla pazarlanan bu sıvı dezenfektan sabuna dikkat.

Umuma açık yerlerdeki sıvı sabunların hiçbir türünü asla kullanmayınız.

S.SAÇAN, Ege University Institute of Nuclear Sciences, 35100,Bornova. IZMIR

Kalsiyum Fazlası Prostat Kanseri Riskini Arttırıyor

ABD'de 20 bin 885 erkek üzerinde yapılan araştırmada, günde 2,5 ile 5 porsiyon arasında süt ürünleri tüketenlerde prostat kanseri riskinin yüzde 34 ile 47 arasındaki oranda arttığı belirlendi.

Yüksek oranda kalsiyum, prostat kanserinin oluşumunu engelleyen D vitamininin en etkin türünü (5-dihydroxyvitamin D3) bastırarak, risk oranını artırıyor.

Vücuttaki kalsiyum oranının kalsiyum haplarıyla artırılması da aynı riski oluşturmaktadır.

 


Untitled Document Untitled Document


anasayfa|bitkiler|vitaminler|mineraller|sağlıklı yaşam|haberler|ilk yardım|hastalıklar|site haritası|arama|e-mail

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.


Lokman Hekim'den Uyarı
Bu Site'nin amacı, "Giriş Yazısı" nda açıklanmıştır.Amaç ticari olmadığı gibi; tıbbi teşhis, tedavi ve reçete önermekte değildir.Aksine bu bilgilerin kullanımı, ilgili tıbbi uzmanın tavsiye ve onayını gerektirmektedir. Bu Site'yi ziyaret eden okuyucuların "Giriş Yazısı" nı dikkatle okumalarını ve bu bilgilerin kullanım sorumluluğunun kendilerine ait olduğunu unutmamalarını önemle hatırlatırız.

Untitled Document