|
< Sağlık, bir insanın sahip olabileceği en önemli ikinci
nimettir.
Bel sağlığının ise genel sağlık kavramı içersinde özel bir konumu vardır.
Belfıtığı, bel omurlarının arasındaki kıkırdağın aşırı zorlama
nedeniyle omur kemikleri
arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin
yerinden kayarak fıtıklaşması sonucu bacaklara gelen sinirlere ve omuriliğe baskı yapmasıyla oluşan
bir hastalıktır.
Fıtıklaşan yani dışarıya doğrutaşan disk, omurilik
kanalı içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık
böylelikle kendisini belli eder
DİSKİN YAPISI
İki omur arasında yer alan diskler 4 - 6 mm kalınlığında, form
değiştirebilen elastik yapılardır. Merkezi kısmında nucleus pulposus jöle kıvamında
yumuşak bir bölüm, etrafında da halkavari anulus
fibrosus adı verilen daha sert bir fibröz tabaka vardır. Diskler bu özellikleriyle
omurlar arasında yastık / amortisör görevi yapmaktadırlar. Dıştaki tabaka anulusun
yırtılması ya da çatlaması sonucu anatomik bütünlüğünün bozularak, içerideki
nükleus dediğimiz jel kıvamındaki yumuşak maddenin dışarı doğru
taşmasına fıtıklaşma denir.
Omurgada boyun, sırt ve bel bölgesinde 3
adet doğal eğrilik (kavis) vardır.
- Bu eğrilikler sayesinde omurgamız, üstüne düşen yük miktarını en aza
indirir ve esnek bir biçimde hareket edebilir.
Boyun ve bel omurları hareketli olmaları nedeni ile daha fazla yük taşırlar. Çeşitli travmalardan,
yükten ve hastalıklardan da daha fazla etkilenirler.
Boyun bölgesinde 7, sırt bölgesinde 12, bel bölgesinde 5 ve kuyruk sokumu bölgesinde 9-10 tane omur
bulunmaktadır.
 |
 |
- Bel bölgesi, 5 adet omur ve sakrum(sağrı) kemiğinden
oluşur. Burası vücut ağırlığını en fazla taşıyan yerdir.
- Omurlar üst üste gelerek; içinden omurilik ve
sinirlerin geçtiği omurga kanalını oluşturur.
- Omurga, omuriliği ve sinirleri korur; vücudumuzun her yöne
hareketini sağlar. Omurga insan vücudunu
ayakta tutarak vücudun yükünü taşır.
Baştan kalçaya kadar uzanan omurga, omur denen kemikler ve bunları
birbirine bağlayan disklerden oluşmaktadır!
- Omurlar birbirlerine önde "disk" dediğimiz
yastıkçıklar (kıkırdaklar), arkada "faset" eklemleri ile
tutunurlar. Esnek bir yapıya sahipler.
- Diskler, dayanıklı liflerden yapılmış, omurların birbirine sürtünmesini
engelleyen, darbe emici, jöle kıvamında amortisörler yastıklardır.
- Disklerin görevi; yürüme, oturma, yük kaldır
ma sırasında oluşan sarsıntıları emerek, omurların üzerine düşen yükü eşit
olarak azaltmak, ağırlığı dengeli biçimde alt seviyelere iletmektir.
Omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına; omurgaya
uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve kuvvetin çevre dokulara dengeli bir şekilde
dağılmasına hizmet eder.
- Omurların birbirlerine arkadan tutundukaları faset eklemleri, vücut yükünün %
5-20' sinin taşınmasından sorumludur.
- Kötü kullanıma bağlı yük miktarı arttırılırsa faset eklemlerinde
zamanla bozulmalar ve ayrılmalar oluşur.
 |
- Her disk iki bölümden oluşur: sağlam liflerle örülmüş dış
bölüm yumuşak ve jölemsi iç bölüm.
- Sağlam dış bölüm yumuşak ve jölemsi iç bölümü korur ve esnek hareketi sağlar.
- Omurga bu oluşumlar dışında bağlar ve kaslar
tarafından desteklenir. Bağlar, diskleri ve omurları yerinde tutan sağlam
şeritlerdir.
- Kaslar ise hareketi denetler, omurgayı destekler ve sağlamlık kazandırır.
- Omurilik beyinimizin verdiği emirleri vücudumuzun diğer
bölümlerine taşınmasından sorumludur.
- Omurilik üst bel bölgesinde sonlanarak bacak kaslarına, idrar kesesine, cinsel organlara
giden sinir dalları verir.
- Bu sinirler bacağın hareketini, hissini, idrar çıkarma, dışkılama ve cinsel fonksiyonunuzu
sağlar.
DİSKLERDEKİ DEJENERASYONUN GERÇEKLEŞMESİ
Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pekçok
dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığının
oluşmasında önemli rol oynarlar. Çünkü öyle insan vardır ki 120 kg. kaldırır, hiçbir şey olmaz;
öylesi de vardır ki 5 kg. kaldırır, bel fıtığı olur.
Kişiye ait faktörlerin başında, disklerdeki dejenerasyon gelir.
 |
Belirli maddeler diskin belirli yerlerinden geçmektedir. Ancak yaş ilerledikçe diski besleyen
damarlar da azalır ve yaklaşık 8 yaşından sonra hiç görülmezler. Bu yaştan sonra
diskin beslenmesi diffüzyonla olur. Disklerin ihtiva ettigi
su oranı da çocukluk yaşlarından itibaren yavaş yavaş azalmaya
başlar. Bir ceninin diskinde su oranı % 90 iken,
çocuklarda bu oran % 80'e, yetişkinlerde ise
% 50-60'a düşer. Neticede disk de giderek küçülür
ve yüksekliği azalır. Buna disklerdeki beslenme bozuklugu ve mikro seviyedeki
değişiklikler ile kimyasal değişiklikler ve disk üzerine uygulanan mekanik kuvvetlerin yaptığı
dejenerasyon da eşlik eder.
Başka bir anlatımla; damarsal yapıları olmayan diskler
beslenmeleri için gerekli olan oksijen, glikoz gibi maddeleri komşuluk yaptıkları
omurların süngerimsi kemik yapılarından diffüzyon yoluyla alırlar. Bu nedenle
direkt kan akımıyla beslenemeyen disklerde doku yaşlanması (mikroskopik
degenerasyonlar) diğer dokulara göre daha erken başlar. Disklerdeki bu degeneratif
değişimler otuzlu yaşlardan itibaren mikroskop altında görünür hale gelmektedir. İlerleyen yıllarda
disklerdeki degenerasyonlara paralel olarak, omurların kenarlarında
kalsifikasyonlar (osteochondrose) ve omurlar arasındaki eklemlerde
de (Spondylose) degenerasyonlar oluşur. Direkt röntgen
filmlerinde, görülen kalsifikasyon ya da halk arasında kireçlenme olarak
adlandırılan oluşumlar bu degeneratif değişimlerdir.
Diske giren oksijen ve besin miktarı giderek azalırken metabolizma artıklarının atılması zorlaşır.
Disk zamanla elastikiyetini yitirir, artık kuvvet aktarma ve
kuvveti çevre dokularda dengeli bir şekilde yayma görevini yapamaz olur. Diskin içinde bulunan ve
tamir görevi yapan destek hücrelerinin sayısı da yaş ilerledikçe azalır. Tamir
olayı zayıflar. Mikro düzeyde bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir
hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafindaki kapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru
çıkar ve bel fıtığı oluşur.
Hafif bir cismi kaldırmak veya sadece öksürmekle de olabilir. Bazı ailelerin tüm fertlerinde
kıkırdak yapıdaki dejenerasyon nisbeten daha erken yaşlarda olmakta, dolayısıyla daha sık ve kolay
bel fıtığına yakalanmaktadırlar. Kıkırdak yapıdaki dejenerasyonun genetik bir
yönünün oldugu da söylenebilir.
 |
Damarlardaki hastalıklar, şeker hastalığı ve
sigara kullanımı diske gelen kan akımının miktar ve kalitesini, dolayısıyla onun
beslenmesini olumsuz yönde etkileyerek dejenerasyonu hızlandırırlar.
Bel fıtığının oluşumunda rol oynayan dış faktörlerin başında günlük aktiviteler esnasında ortaya
konan bilinçsiz hareketler gelmektedir. Eğilerek veya uzanarak bir
yük kaldırdığımızda belde bulunan diskler üzerine binen yük simetrik değil,
asimetrik olmaktadır.
BEL FITIĞININ TEŞEKKÜL ETMESİ
 |
1. Diskin dış kısmını oluşturan lifler 30 derecelik açı ile sıralanırlar ve
içerideki nükleus denen kısmın çeşitli kuvvetlerin etkisiyle dışarıya doğru taşmasını
engellerler. Yani bu lifler bel fıtığının gelişmesine ciddi bir engel teşkil ederler. |
 |
2. Yük diskin üzerine simetrik uygulandığında diskin iç ve dış kısımlarını meydana getiren
yapılar bariz şekilde deforme olurlar. Fakat bu deformasyon simetrik olduğundan bel fıtığı
kolayca gelişemez. |
 |
3. Yük diskin üzerine asimetrik binerse, yükün uygulandığı
tarafta komşu iki omur kemiği birbirine yaklaşır, aradaki mesafe daralır ve diskin kapsül
kısmı deforme olarak dışarıya doğru taşar. |
 |
4. Diskin içindeki nükleus denen kısım ise maruz kaldığı basıncın etkisiyle karşı kenara
doğru gitme eğilimindedir. Halbuki karşı kenarın dış kısmını oluşturan lifler bu pozisyonda
gerilmiş ve zayıf düşmüşlerdir. Bu durumda asimetrik olarak uygulanan yük
nükleusun karşı taraftan dışarıya taşmasını, yani
bel fıtığı teşekkülünü kolayca gerçekleştirecektir. |
Jölemsi madde, zorlanmalar karşısında kapsülü yırtıldığı için, sinirlere
baskı oluşturur.
Bu madde, sinire doğru fıtıklaştığı zaman:
- Sinir köküne baskı yaparsa(siyatik)
- Omuriliğe baskı yaparsa (bel fıtığı) denilir.
Disk fıtıklaşmasının 4 kademesi şöyle
sıralanabilir:
-Bulging (Balonlaşma): Disk zayıflamıştır. Ancak fıtıklaşma yoktur.
-Protrüzyon (Çıkıntı): Diskin şekli ve pozisyonu bir miktar değişmiş ve omurga
kanalına doğru çıkıntı oluşmuştur.
-Herni (Fıtık): Jöle kıvamındaki nükleus, yırtılan anulustan çıkarak
fıtıklaşmıştır.
-Sekestre Herni (Akmış fıtık): Anulustan dışarı çıkan nükleus omurga
kanalı içine akmıştır.
|