"Bugün, hayatın olağan iniş çıkışlarına, 'sinir rahatsızlıkları' teşhisi
konuldu. Genel şikâyetler korkutucu hastalıklara dönüştürüldü. Gittikçe daha fazla
sağlıklı insan hastaya çevrildi. İçimizdeki ölüm, yaşlanma ve hastalık korkularını
kaşıyan 500 milyar dolarlık ilaç endüstrisi, yaptığı promosyon kampanyalarıyla, insan
olmanın anlamını değiştirdi.
ABD Dev İlaç Şirketleri
Bu satışın merkezinde, dünyanın en büyük ilaç şirketlerine ev sahipliği yapan ABD var.
Dünya nüfusunun %5'ten azını oluşturmasına rağmen, küresel reçeteli ilaç pazarının
yaklaşık %50'lik harcamasını ABD yapmaktadır. ABD'de ilaç harcamaları, altı yıl içinde
yüzde yüz artış gösterdi. Bunun altında yatan tek sebep doktorların reçetelerine
gittikçe daha fazla ilaç yazmalarıydı.
Hastalık Artırma Yolları
.Bazen az bilinen bir hastalığa dikkat çekilir
.Bazen eski bir hastalık yeniden tanımlanır ve yeni bir isim
verilir
.Bazen de yepyeni bir hastalık türetilir
En sevilen yeni hastalıklar erektil işlev bozukluğu, yetişkin dikkat eksikliği sendromu
ve regl öncesi disforik bozukluk. Bu hastalıklardan sonuncusu o kadar şaibeli ki, bazı
araştırmacılar aslında böyle bir hastalığın olmadığını söylüyorlar.
İlaç şirketlerinin, artık sadece Prozac ve Viagra gibi yıldızlaşmış ilaçların değil, bu
ilaçların kullanımını gerektirecek durumların markalandırılmasında da işin içindeler.
Amaç, satışları en üst seviyeye çıkarabilmek için hastalıklar ve ilaçlar arasında
bağlantı kurmaktır.
Satış Stratejisi: Hastalık Üretmek!
Temel satış stratejisi, insanların genel rahatsızlıkları algılama şeklini değiştirerek
"doğal süreçleri" hastalıklara dönüştürmektir. Aynı zamanda da, daha önce
küçük bir sıkıntı gibi görülen kellik, kırışıklıklar, cinsel sorunlar gibi dertlerin
"tıbbi müdahale gerektirdiğine ikna" edilebilmeleriydi.
İlaç endüstrisi, düzenli olarak hastalık tanımlarının tartışıldığı ve yenilendiği önemli
tıp toplantılarını finanse ediyor. Gündelik risklerinizin, ölümcül hastalık olarak
adlandırılıp adlandırılmayacağına karar veren üst düzey uzmanlardan çoğu da, size ilaç
satmaya uğraşan şirketlerin bordrolarından besleniyorlar.
Bu uzmanlara göre, ABD'de yaşlıların %90'ında yüksek tansiyon görülecek, kadınların
neredeyse yarısında cinsel işlev bozukluğu olacak ve 40 milyondan fazla Amerikalı
kolesterolünü düşürmek için ilaç kullanacaklar. Manşet açlığı çeken medyanın da
desteğiyle, 'yeni' hastalıkların yayıldığı, ciddileştiği, ancak en son model ilaçlarla
tedavi edilebildiği kafalarımıza kazınıyor.
Amaç insan sağlığını düzeltmek olsaydı, şu anda kolesterol düşürmek için, pahalı
ilaçlara yatırılan paranın birkaç milyar doları, sigara içimini azaltacak, bedensel
aktiviteyi arttıracak ve beslenmeyi geliştirecek kampanyalara ayrılırdı.
Korku Pazarlanıyor
Hastalık satarken kullanılan promosyon stratejileri: "Korkunun
pazarlanması"dır.
Gençlerin intihar edeceği korkusu, ebeveynlere çocuklarının en hafif sıkıntılarında dahi
güçlü antidepresanlara ihtiyaç duyduğu fikrini satmak için kullanıldı. Erken yaşta ölüm
korkusu, yüksek kolesterolü otomatik reçete gerektiren bir şeymiş gibi satmak için
kullanıldı.
Aslında ironik olan şu ki, reklâmı en çok yapılan ilaçlar, tam da önlemeyi iddia
ettikleri rahatsızlığa bizzat kendileri neden olabiliyorlar.
Promosyonların amacı eğitim değil, hastalık sebeplerini algılayışımızı çarpıtıp sahip
olduğumuz şifa bilgilerini bozmaktır. Aynı zamanda da ilaçların faydalarını abartıp,
zararlarıyla maliyetini görmezden gelinmesine sebep olmaktır.
Amaç, hastalığı, insan hayatının merkezine oturtarak, sağlıklı insanların, bedenlerinin
bozuk, işlevsiz, eksik, çürük olduğu şüphesi uyandırmaktır. Böylece, hasta insanları
pahalı ilaçlardan oluşan kısıtlı bir alana yönlendirmektir.
Yaklaşık 30 sene önce Ivan Illich isimli bir düşünür, genişleyen tıbbi yapılanmanın
hayatın kendisini "tıbbileştirdiğini", söylüyor. İnsanın ölüm ve acı çekme
gerçeğiyle başa çıkabilme yetisinin çökertilmeye çalışıldığına dikkat çekiyor. Ve
gittikçe daha fazla sıradan insanın, hasta sınıfına sokulduğunu söyleyerek bu konuda
uyarıda bulunuyor.
"Aslında Hepiniz Hastasınız"...
Acaba ben de ilaç firmalarının tuzağına düşenlerden biri miyim? 500 milyar dolarlık
cirosu ile ilaç sektörü, dünyada üçüncü en büyük "sektör" konumundadır.
Bizleri şuna inandırmaya çalışıyorlar: "Aslında hepiniz hastasınız"...
"Herkes
Yüksek
Kolesterollü"
Günümüzde en çok kolesterol ilaçlarına para harcanıyor...Bu ilaçların bütçeye yükü o
kadar ağır ki, Doğu Avrupa ülkeleri gibi yoksul devletlerin tüm sağlık sistemini iflasa
götürebilir düzeyde.
Sağlıklı bir insanda, yüksek kolesterolün kalp krizi riskini ne kadar artıracağı ve
bunun, kaç insan için sorun teşkil edeceği ile ilgili bilgilerde belirsizlikler
vardır.
Tıp dünyasında yaygın kabul gören bir ifadeye göre, kolesterol kalp krizi geçirme
olasılığını etkileyen birçok etmenden sadece bir tanesidir. Buna rağmen, kolesterol
konusu büyük ilgi görüyor. Çünkü kandaki seviyesini ilaç tedavisiyle düşürmek mümkündür.
Kolesterol düşürücü ilaçlar daha önce kalp krizi geçirmiş insanlar için çok değerli
olabilir. Fakat sağlıklı insanların, tercih edebilecekleri çok daha ucuz, güvenli ve
etkin başka yöntemler de vardır. Beslenme biçimini geliştirmek, daha hareketli bir hayat
sürmek ve sigarayı bırakmak gibi...
Yüksek Kolesterol Tanımı Sürekli Değiştiriliyor
Diğer hastalıklarda olduğu gibi, "yüksek kolesterol" tanımı daha fazla sayıda insanı
hasta sınıfına sokmak için ABD kurumları tarafından düzenli olarak yenileniyor.
2001 yılında yapılan, sınırlardaki genişletme aniden ve şaşırtıcı oldu. O kadar aşağı
çekildi ki, bir gecede hasta insan sayısı neredeyse üçe katlanmış oldu. Hasta insan
sayısı, 13 milyondan 36 milyona çıkmıştı.
Genişletilmiş yeni tanımın on dört yazarından beş tanesi kurulun başkanı da dahil ilaç
üreticileri ile mali bağlantılara sahipti.
2004 yılında başka bir uzman grubu bu kılavuzu yeniden yazdı. Bu uzmanlar 40 milyon
Amerikalının, yaşam biçimlerinde yapacakları değişikliklerin yanı sıra, bu ilaçları
kullanmaktan fayda göreceğini bildirdiler. Böylece ilaç şirketlerinin kazançları daha da
büyümüş oldu.
İlaç Şirketlerinin Emrindeki Uzmanlar
En son kolesterol kılavuzunu yazan dokuz uzmandan sekiz tanesi maaşlı sözcü, danışman
veya araştırmacı olarak, dünyanın en büyük ilaç şirketlerine hizmet veriyorlardı.
Hekimlerle ilaç endüstrisi arasındaki ilişki "bir yaşam biçimi" halini
almıştı.
Hiç bitmeyen tıp eğitimleri vardır. Hekimlerin katılmaları için teşvik edildiği ve bazen
de resmi olarak mecbur bırakıldığı bilgi tazeleyici eğitimlerdir bunlar.
Bu hiyerarşinin tepesindeki fikir babaları doktorlardır. Kılavuzları yazar, sponsorlu
araştırmaları gerçekleştirir, konferanslarda meslektaşlarını eğitirler. Diğer taraftan
da, ilaç şirketi reklamlarıyla dolup taşan tıp dergilerinde makaleler yazarlar. Çoğu
fikir babasının saygın akademik kurumlarda bir görevi vardır. Aynı zamanda da danışman
veya sözcü olarak ilaç şirketleri bordrosunda yer alırlar.
Yayınları İlaç Firmaları Finanse Ediyor
Çarpıcı olan nokta şu ki, ilaç firmaları, hem semineri, hem de derginin özel ekini
finanse ediyorlardı. ABD Kongresi'nde yapılan bir soruşturmaya göre, bu fikir babaları,
bölüm başkanlığı görevini sürdürürken ilaç şirketlerinin de dahil olduğu özel
kuruluşlardan iki yüz bin dolar almışlardı.
Reklamlarda rol alan ünlü televizyon yıldızları, sigarayı bırakmak ve daha hareketli bir
hayat sürmek gibi önerilerin yanı sıra, insanları öncelikle doktora gidip kolesterol
seviyelerini düzenli olarak ölçtürmeye teşvik ediyordu. Web sitesi her zaman
"kolesterol seviyenizi bilin" diyor ve kolesterol rakamının "sürücü
ehliyeti gibi" devamlı cüzdanda taşınmasını tavsiye ediyordu.
Öcüleştirilen Kolesterol Bir Hastalık Değil, Risk
Faktörüdür
Aslında kolesterol bir hastalık değil, risk etkenidir. Diğer risk etkenleri de
unutmamalıdır. Mesela, sigara içiyorsanız belki de yapılacak en önemli iş sigarayı
bırakmaktır.
Ancak, herkesi kolesterolle korkutup, bu korkuyla başa çıkmak için en kolay yol olarak
da ilaçları öneriyorlardı.
İlaçları pazarlarken ölüm korkusunun kullanılması, bağımsız bilim adamlarını,
tüketicileri ve bazı doktorları kızdırmıştı. Endişeleri iki sebebe dayanıyordu.
Birincisi, kitle pazarlamasıyla hedeflenen sağlıklı insanlar için, bu yönde sağlam bir
kanıtlarının olmayışıydı. İkinci ve daha önemlisi, kolesterole bu kadar odaklanılmış
olmasıydı. Bu şekilde de, insanların, dikkatini daha sağlıklı bir hayat sürmenin diğer
etkili yollarından uzaklaştıracaktı.
"Ölüm Korkusu" Reklam Aracı
WHO çalışanları, gazete ve dergilerde yayınlanan, morgda bir cesedi gösteren reklamdan
dehşete düşmüşlerdi. Reklamın başlığı "Kan kolesterolünün küçük bir ölçümü bunu
önleyebilirdi" idi. Amaçları ölüm korkusunu pazarlayarak ilaç pazarını
genişletmekti.
Oysa bu reklamın asıl amacı, sigara, hareketsiz bir yaşam biçimi, dengesiz beslenme,
aşırı şişmanlık, yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kan kolesterolü gibi birçok faktöre
bağlı kalp hastalıkları konusunda toplumu bilinçlendirme iddiasındaydı! Bütün bu riskler
arasından "sadece kolesterole işaret edilmek"teydi.
Sigara içenler, aşırı şişman kişiler veya hareketsiz bir hayat sürenler, ilaç alarak
kolesterol değerlerini düşürebilirler. Ve güvenle sigara içmeye, yüksek kiloda kalmaya,
az hareket etmeye devam edebilirlerdi.
Konuya duyarlı bazı doktorlar; "günümüz tıp dünyasının, 'varlıklı sağlıklılar'a aşırı
derecede ilgi gösterilmesine karşın, 'yoksul hasta'lara önem verilmemesine tepki
göstermektedirler.
Çok satan sınıf olmasına ve insanların senelerce kullanmaya devam etmelerine rağmen,
ilaçların uzun vadeli yan etkileri de yeterince araştırılmamaktadır.
ABD'deki FDA Diğer Ülkeleri De Etkiliyor
ABD'de ilaçların piyasadan çekilip çekilmeyeceğine, ilaçların güvenilirliğine ve
etkinliğine, bir kamu kuruluşu olan, Gıda ve İlaç Kurulu (FDA) karar verir. FDA'nın
verdiği kararlar birçok ulusun kararlarını etkilemektedir. FDA ilaçlarını
değerlendirdiği şirketlerin mâli yardımlarına kısmen de olsa, bağımlıdır.
1990'larda ABD'de kullanıcı ödemeli yeni bir sistem uygulamaya kondu. Bu, FDA'nın ilaç
inceleme işinde masrafların yarıdan fazlasını doğrudan ilaç sanayinin karşılaması
anlamına geliyordu. Bir ilacın piyasadan çekilmesi talebini kendi maaşlarının ve iş
arkadaşlarının maaşlarının bir kısmının ilaç firmasınca ve diğer ilaç devlerince
karşılandığını bilen insanlar tarafından değerlendiriliyordu.
Başka bir kamu kurumu da NIH (Ulusal Sağlık Enstitüleri) idi. Burada da bir doktorun,
hem devlet çalışanı, hem de ilaç firması maaşlı sözcüsü olarak oynadığı ikili rolün
boyutu keşfedilmişti.
Geçici Depresyonlar Hastalık Yapıldı
Yaklaşık 20 sene boyunca depresyonun yaygın bir psikiyatrik hastalık olduğu fikrinin
yerleşmesine ve güçlendirilmesine çalışıldı.
Çok hafif sıkıntıları olan insanlar dahi, asıl hastalar arasında sayıldı. Bu da,
sonuçların şişirilmesine neden oldu. Ağır hasta olanların yarısı da, ihtiyaçları olan
tedaviyi alamadılar.
Yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, tüm ülkelerde tedavi görenlerin çoğu ya hafif
rahatsızlığı olanlardı, yada gereksiz yere tedavi edilenlerdi.
Bu hastalık, beyinde salgılanan kimyasal dengesizlikten kaynaklanıyordu. Yegane
iyileştirme yöntemi de ilaç kullanmaktan geçiyordu! 1990'larda, bu ilaçların yazıldığı
reçeteler, bazı ülkelerde, 3 misline çıkarak antidepresanlar en çok satan ilaçlar
kategorisine girdi.
Araştırmalara göre, ilaç temsilcilerinin ziyaret ettiği doktorlar, ilaçsız tedaviye
oranla, ilaçlı tedaviyi tercih ediyorlardı. Aynı etkiye sahip fakat ucuz olan ilaçlar
yerine de daha pahalı olanlarını yazmaya eğilim gösteriyorlardı.
Bir kısım doktorlar, ilaçların intiharı engellediğine inanmaktalar. Oysa, çocuk ve
ergenlerde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre ise, ilaçları alanların, intihar
düşüncesi ve davranışına meyillerinde artış gözlenmiştir.
Psikiyatri İstismara Müsait
Psikiyatrinin ilaç endüstrisi ile yaşadığı ilişki çirkin bir haldedir. Gazeteciler,
antidepresan haplar hakkında eleştiri yazısı yazacak deneyimli ve bağımsız bir
psikiyatrist aradıklarında büyük güçlük çektiklerini yazmıştı.
Nedense, sponsorlu oturumlar hep yemek zamanlarına denk gelirdi! New York kongresinde
psikiyatristler, bipolar bozukluğu oteldeki kahvaltı oturumunda, annelik depresyonunu
öğle yemeğinde, anksiyete bozukluğunu akşam sofrasında, ilaç üreticilerinin
katkılarıyla öğreniyorlardı. Bu, tıp biliminin modern dünyasıydı.
Eğitim masraflarının ilaç şirketlerince karşılanması eğitimin yanlı olmasına yol açmaz
mı?" sorusuna verilen cevap "İster konsültasyonla, ister ilaçlarla tedavi
edilsin, tedavi gören insan sayısını artırmak hepimizin yararınadır." olmuştur.
Psikiyatrik ilaç tarihi konusunda uzman bir Doktor şu saptamalarda bulunuyordu: "Bizi
belirli bir şekilde düşündürmeye çalışıyorlar. Biyolojik sebepler dikkate alındığında,
ilaçların satışını desteklemek için serotonin teorisi aşırı derecede abartıldı. Oysa,
depresyona, serotonin eksikliğinin neden olduğu varsayımı, sonraki araştırmalarla
doğrulanmadı." diyordu.
Bazen, hayatın en doğal gelişmeleri bir hastalıkmış gibi pazarlanıyor ve ilaçlarla
tedavi edilmeye çalışılıyor. Bazen de pazarlama, ünlü simaların çığırtkanlığından aldığı
görülmez destekle daha güçlü ve etkili bir hale getiriliyordu.
Yaramaz Çocuklara Teşhis: "Dikkat Eksikliği Bozukluğu"
1990'dan sonraki on yılda 'dikkat eksikliği sendromu' alanında kullanılan ilacın üretimi,
yüzde 800 arttı. Önde gelen bilimsel dergiler, küçük çocuklar için yazılan reçetelerde,
bu ilaçların giderek daha fazla yer aldığını yazdılar.
Bazı bilim adamlarına göre dikkat eksikliği sendromu yaygın ve kanıtlanmış bir
bozukluktu. Başka bilim adamları ve dünyadaki en büyük biyomedikal araştırma merkezine
göre ise hastalığın tanımı belirsizdi. Teşhisi sağlayacak güvenilir bir tıbbi test
bulunamamaktadır. Biyolojik olarak belirlenen güçlü kanıtlar da yoktur.
İlaç Şirketlerinin Hastalarla
İlişkisi
Hasta gruplarıyla ilişki kurmak, bütün hastalıklar için, her ilaç firması tarafından
yürütülen pazarlama stratejilerinin kilit noktasıdır.
İlaç şirketleri, "Tıbbi Cemiyetler" ve "Hasta Destek Örgütleri"
oluşturmaktadır.
Grup çalışmalarında, ailelere, diğer hasta ailelerine destek vermeleri için sertifikalı
bir eğitim veriliyor. Grubun web sitesinde bu çalışmalar "çocuklarının Dikkat
Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'ndan (AD/HD, Attention-Deficit/Hyperactivity
Disorder) kurtulması için uğraşan sayısız ebeveyn açısından büyük bir başarı
öyküsü" olarak ilan ediliyordu.
Tedavinin önemini kabullenen ilaç şirketine göre; konuşma terapisi de dahil olmak üzere
değişik yaklaşımlar kullanılmalıdır. Aynı zamanda da, tedavinin en etkili temelini ilaç
tedavisi oluşturmalıdır.
Yeni Bir Pazar: Yetişkinlerde
Hiperaktif
Yetişkinlerde ADD olarak adlandırılan rahatsızlık, yeni bir toplumsal sağlık sorunu
olarak sunuluyor. Böylece, yepyeni bir "yetişkin pazarı"
açılıyor. Yatırımcılar, çocukların sadece 10 yıl kadar çocuk kalacaklarının, bir
yetişkinin hastalık süresininse çok daha uzun olacağının farkındaydılar. Bu da ilerleyen
yıllarda ilaç satışlarında sürekli artış garantisi anlamına geliyordu.
Kadınların "Menopoz Korkuları"nın İstismarı
İnandırıcılıktan uzak kampanyalardan birin de de, bilim adamlarının menopoz ilaçlarının
tehlikelerini belgelediği sırada, ilaç şirketinin de, menopoz korkularını şişirmeye
çalışmasıydı. İşin en ironik tarafı, hormon replasman tedavisinin, uzun çalışmalar
sonunda, önlemeyi vaat ettiği sağlık sorunlarından bazılarının sebebi olduğunun
bulunmasıydı.
Kadınların vücutlarında, yaş ilerledikçe sorunlar olacağı ve ilaçların bu sorunları
düzelteceği fikirlerini yerleştirmek için reklamlar kullanılıyordu. Reklamlarda
şöhretleri kullanmak da, meyvesini veriyordu.
En çok reçetelenen ilaçlardan biri uzun vadeli hormon replasman tedavisinin kombine
şekliydi. Bu ilaç, kalp krizi, inme, kan pıhtılaşması, göğüs ve endometrial kanser,
risklerini arttırarak, ilacı kullanan bütün dünyadan milyonlarca kadına faydadan çok
zarar veriyordu.
Bir kadının hayatındaki doğal değişimin, "östrojen kaybı"na bağlı tıbbi bir
rahatsızlık olarak pazarlanmasının en az yirmi-otuz senelik bir geçmişi vardı.
İlaçlar, uzun vadede, kadınların kemik kırılma riskinin, kalp hastalığının ve algılamada
çöküşün azaltabileceğini ima eden kanıtlara dayandırılarak pazarlanıyordu.
Menopoz bir hastalık değil, vücudun doğal bir işlevidir ve sorgusuz sualsiz bir tedavi
gerektirmez."
Tanım Aralığıyla Oynanan Yüksek Tansiyon: "Bir Hastalık
Değildir"
İlaçlar konusunda uzmanlaşmış doktorlar, yaptıkları bir toplantıda, insanların
korkularını artırmak yerine, onları daha iyi bilgilendirmeyi amaçlamışlardı.
Dinleyenlerin öğrendikleri ilk şey, yüksek tansiyonun, kendi başına bir hastalık
olmadığıydı. Yüksek tansiyon, muhtemel bir kalp krizi riskini artıran etmenlerden sadece
biriydi.
Yüksek tansiyonlu insanlarda, kalp krizi geçirme riski, zannedildiği kadar da yüksek
değildir.
Neyin yüksek tansiyon olduğu tanımı ise sürekli değişiyor. Giderek normal tansiyon tanım
aralığı, daraltılıyor. Böylece yeni hipertansiyonlu ve kalp krizi riski taşıyan
hastaların sayısı artırılmış oluyor.
İstatistik Hileleri ve Hasta Sayısının
Artırılması
Kolesterol gibi, yüksek tansiyon da çok ilgi çekiyor. Çünkü ilaç tedavisiyle seviyesini
değiştirmek mümkün.
Üretilen bu ilaçları da, sağlıklı olan insanlara satabilmek için, istatistik hileleri
yapılıyor.
İlaçlar, genellikle faydaları abartılarak, istatistik hileler yardımıyla
pazarlanır.
Örneğin; ilaç reklamında, bir ilacın kalp krizi riskini %33 azalttığı söylenir. Ancak bu
ilacı, 5 yıl boyunca her gün içtiğiniz takdirde kalp krizi geçirme riskinizin %3'ten
ancak %2'ye düşeceği söylenmiyor.
Yeni resmi kılavuz kitaplarına göre, yepyeni bir hastalık kategorisi ortaya çıktı:
"prehipertansiyon".
Böylece, kılavuzların 2003 yılında yayınlanan en son versiyonuna göre, tıbbi yardıma
ihtiyacı olan insan sayısı 50 milyon kişi daha artırılmış oldu.
Kalp uzmanlarına göre; genç, sağlıklı ve düşük risk taşıyan birinin sırf tansiyonu 16 ya
çıktı diye "hasta" sayılamaz. Tansiyon sadece bir ölçüt ve bir risk
faktörüdür. Bir insanı hasta eden risklerin tamamına bakılması gerekir.
Yüksek tansiyonu olan birinin kalp krizi geçirme olasılığı %5-6 iken, olmayanın ise,
%3-4dür.
Beslenme değişiklikleriyle veya ilaçla, bu olasılık %1-2 düşürülebilir.
Bu ilaçları, her gün içmek, para ödemek, her ay eczaneye gitmek ve pek de hoş olmayan yan
etkilerle uğraşmak istiyor musunuz?
Kullanılan uzun vadeli ilaçların faydaları, aslında daha önce inandıkları kadar
etkileyici de değildir.
Birçok uzmana göre ise, yüksek tansiyonlu hasta(!), ömür boyu doktora bağımlı hasta
demektir.
Eski Ucuz İlaçlar Daha
Güvenilir
Birçok araştırmaya göre, aslında sağlıklı olan insanlar için yapılacak ilk şey, daha
fazla hareket edip, sigarayı bırakmak, beslenme alışkanlıklarını düzelterek; hayat
tarzını değiştirmektir. Her şeye rağmen, ilaç kullanımı gerekliyse, bilimsel veriler
hangi ilacın kullanılması gerektiğini zaten söylüyor.
Yapılan araştırmalara göre, kalp krizini, eski ve ucuz ilaçlar, yeni ve pahalı
ilaçlardan, daha iyi düşürmektedir. Bu tür araştırmaların sonuçları, basında yer aldı,
ama etkisi kısa sürdü. İlaç şirketler bu sonuçları görmezden gelen basın bültenler
yayınladı.
Kaynak:
Ray Moynihan & Alan Cassels, Satılık
Hastalıklar. Çev. Gökçesu Tamer ve Evren Yıldırım, Hayykitap, İstanbul,
2006